8/10
·254 syf.··
2020 56. kitabı
HAT, Uykuların Doğusu'nda (Doğan Kitap-s. 147) "Beni Kör Kuyularda"nın spoilerini vermiş 15 sene önceden... Kitap o zamandan hazır mıydı? Öyle değilse bile -anlaşılan o ki- son kitabın (Beni Kör Kuyularda) tohumu o zamandan düşmüş kağıda. Belli. (Uykuların Doğusu s. 147) "Evet, işte kırk yıl önce insanın aklını bir şemsiye gibi tersine çeviriveren bu şehir hikâyelerinden birkaçını hasbelkader ben de duymuştum. Bunlardan biri, doğduğu günden beri tek kelime etmeden dünyaya sessizce bakan, bakarken dayanamayıp arada bir ağlayan, ağlarken de gözlerinden gözyaşı yerine irili ufaklı taşlar döken güzeller güzeli bir kızın hikâyesiydi ve sağda solda, bazı kişiler tarafından arada bir anlatılıp duruyordu. Acaba gerçekten anlatıldığı gibi oluyor mu diye, günün birinde gidip ben de gördüm bu kızı. Gider gitmez hemen göremedim aslında, yaylıdan indiğimde, ilkin uğul uğul uğuldayan alacalı bulacalı bir kalabalıkla karşılaştım. Bir ucu kırlangıçlarla birlikte gidiyor, ta aşağıdaki dere yatağına kadar iniyordu bu kalabalığın; bir ucu yola doğru uzanıyor, bir ucu keçi sürüsü gibi kayalıklara tırmanıyor, bir ucu da ahıra benzeyen çatısı teneke kaplı küçük bir evin kapısına yığılmış, yarı açık bir ağızla öylece bakıyordu. Sonra ben oracıkta öğrendim ki, kızın yanına ulaşmak pek de kolay değilmiş; önce dazlak kafalı bir adamın tuttuğu listeye adımı yazdırmam, ardından bir miktar para ödemem, ardından da bir kenara oturup adım okununcaya dek uslu uslu beklemem gerekirmiş. Kızı görebilmek için ben bu şartların hepsini yerine getirdim tabii. Saatler sonra adım okununca da, güllabiciye benzeyen siyah şalvarlı iki adamı takip ederek onların açtığı bir kapıdan içeri girdim ve kızı gördüm. Her yanından pis kokular yükselen, fare tıkırtılarıyla dolu daracık bir yerdi beni götürdükleri oda, havasızdı ve bu havasızlığın ortasında da ceketinin yeniyle gözyaşlarını silip duran, dal gibi, sapsarı bir adam vardı. Adam dediğim bu adam ben içeri girince kayıtsız bir şekilde gitti, uzak bir köşeye çömeldi nedense. Hatta yüzünü duvarın yüzüne çevirerek birdenbire başını ellerinin arasına aldı ve adeta saklanırcasına orada öylece kaldı. Ben de bir ona, bir kapı eşiğinde bekleyen o güllabici kılığındaki adamlara baktım o sırada. Sonra, odada bulunan kızı da gördüm artık; eski püskü bir perdenin dibinde, sessiz sedasız oturuyordu. Derin bir su damlasıydı sanki. Ya da dışarıdaki uğultulardan ürktüğü için oracıkta donup kalan, çok uzaklardan gelmiş gencecik bir ceylandı. Öyle ki, onun yüzüne bakınca insan kendini su yansımalarıyla dolu, bol ışıklı bir genişliğin içindeymiş gibi hissediyordu. Ben öyle hissetmiştim açıkçası ve bulunduğum noktaya tuhaf bir şekilde çakılıp kalmıştım. Bir yandan da, o sırada, acaba kızın ağladığını görebilecek miyim diye geçiriyordum içimden. Sonra nasıl olduysa oldu, içimden geçenleri duymuş gibi, işte sarsıla sarsıla benim karşımda birdenbire ağlamaya başladı bu kız. Ağlarken sadece o değil arkasındaki perde de sarsıldı üstelik ve ben hem sarsılan bu perdeyi, hem kızı, hem de kızın gözlerinden dökülen irili ufaklı taşları görünce bir an ne yapacağımı bilemedim. Aynı zamanda, seyirlik bir şeye bakar gibi baktığım için, doğrusu, birdenbire utandım kızdan. Ardından da bu utancın rüzgârıyla, iki büklüm dışarıya attım kendimi; kapının önünde dalgalanıp duran kalabalığı yardım, yaylıya bindim ve adeta kaçarcasına hemen oradan uzaklaştım..." (Beni Kör Kuyularda s. 209-201) Günlerden bir gün de, “Yaylı geliyor!” diye bağırdı Hoparlör. ... Oradan ayrılıp ayakkabılarından saçılan siyah ışıltılarla birlikte avluya girdi sonra bu genç adam, kalabalığın arasından geçerek sundurmanın altına kadar geldi. “Gözlerinden taş dökülen kızı görmek istiyorum ben,” dedi, elinin birini kaldırıp gömleğinin yakasını düzeltirken. ... O böyle deyince, kalabalıktan gelen itirazlara rağmen giriş ücretini alıp ilk grupla birlikte eve soktular adamı. Fakat onun girmesiyle çıkması bir oldu.
Uykuların DoğusuHasan Ali Toptaş · Doğan Kitap · 20051,455 okunma
·
16 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.