Spoiler içer. Lütfen ona göre devam edin.
“ ‘Fikrimin İnce Gülü’ başlığı bir insanın tüm kabalığına rağmen içinde bir yerlerde kalmış zarafet kırıntılarına tutunarak sanki bir çeşit kendini aklama çabası.“
Evet, kitap için bu ismin seçilmiş olması yaşanan zıtlıklarının hayatın bazı ayrıntılarına getirdiği bir açıklama gibi olmuş. Kitabın ana karakteri olan Bayram’ ın, tüm çıkarcı yapısına, kabalığına ve çiğliğine rağmen bu şarkıya olan sıkı bağlılığı aslında onun sevdiği kıza ulaşmak arzusundan çok daha fazlasını anlatıyor. Bu karakterde bir adam için basit bir aşk şarkısı da seçilebilecekken, Fikrimin İnce Gülü’nün tercih edilmiş olması, tüm bu kabalığın içindeki zarafet arayışını temsil ediyor bence. Yin ve Yang’ın siyah yarımının üzerindeki beyaz leke gibi. Tabii buradaki beyazlığa gerçekten leke diyebilirsek eğer.
Kitabı olayların arkasındaki kavramlar üzerinden değerlendirirsek, ilk dikkatimi çeken şey kahramanın değersizlik duygusundan meydana gelmiş olan açığı, markaların ihtişamlı gücüyle kapatmaya çalışması oldu. Bu aynen başkalarından aldığı notlarla kendi kendine bir karne hazırlamaya benziyor. Tabii geçer notlar alabilmesi için markaları ve gücü ihtişamlı birer materyal olarak kullanmak söz konusu. Böylece Bayram’ın değersiz, sıradan biri olarak ayrıldığı köyüne dönüşü muhteşem olacak. Tam bu noktada kitabı okurken kendime hep şu soruyu sordum: “İnsana gerçek değerini veren şey nedir?” Ve “Dışardan yapılan müdahaleler, değersizlik hissiyle meydana gelmiş olan açıkları ne ölçüde yamayabilir?”
İkinci olarak yazarın bence okuyucuda fark ettirmeye çalıştığı hususlardan birisi de; aynı nesne üzerindeki kişilerin farklı algılarının, o nesnenin kişi için ne anlam ifade ettiğiyle olan ilişkisi. Örneğin, Bayram’ın Mercedes’i onun için yerine göre bal veya altın rengidir; gümrük memuru veya bir başkası için ise ... rengi. Öyle anlaşılıyor ki, Bayram’a ait olan bu araba bizzat kendisini güzel göstereceği için güzel ve altın rengi; diğerlerine göre ise belki sahip olamadıkları için ...rengi. Çünkü bazen kendini övmek ya da başkasını yermek de kişinin kim olmak istediğiyle ilgili ip uçlarını etrafını algılama biçiminden kendi ele verebilir.
Yazarın ustalıkla işlediği bir diğer konu ise, küçük ölçekte yapılan planların, büyük planla her zaman örtüşemeyeceği gerçeği. Diğer bir değişle, kahramanın köyüne dönüşünün muhteşem olacağına dair kurduğu hayallerin tepetaklak olması. Hele ki, amacına ulaşmak uğruna kişisel çıkarları için diğer insanları yok sayıp çiğnemenin nelerle sonuçlanabileceği işleniyor. O zaman gerçek hayatın da desteklediği bu işleyiş, insanın çıkarları uğruna yaptığı yapacağı ufak hesapların, ilerde büyük sonuçları olabileceğini anlatıyor.
Son olarak, Bayram karakterinin, hayata karşı olan duruşundaki seçimlerine değinmek gerekirse, kolay ve kötü olanı tercih ettiğini görüyoruz. Yani maruz kaldığı hayat onu çıkarcı, ufak hesaplar yapan, kısacası içten ve iyiliksever birine dönüştürmemiş. Şu bir gerçek ki, hayat herkesin önüne eşit zorluklarda sorular koymuyor. Bazılarının sınav kağıtları diğerlerine göre çok daha zorlayıcı oluyor. Kritik olan nokta şu ki, kişinin bu zorluklar karşısında yapacağı seçimin ne olacağı. Yani iyilik ve kötülük bağlamında hangi tarafta olacağı konusu. Hayat kişiye kötü davranmışsa, ya kurban rolünü seçecek ve bu uzantıda hayatına pasif ve iyi olmayan bir biçimde devam edecek. Ya da her şeye rağmen sabrederek ve mücadele vererek iyi olmayı seçecek. Thomas Aquinas’ ın bir sözü der ki, “Kötülük, bir çeşit gelişim gösterebilme yeteneksizliğidir”. Buna biz de tersinden bakacak olursak “İyilik bir gelişmişlik göstergesidir” diyebiliriz.
Kitap, fazla detay vermesi sebebiyle okunması yorucu da olsa, konunun işleniş biçimi bakımından bence önemli bir kitap.
Her yeni kitabın fikirlerimizde güller açtırması dileğiyle.