·632 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ağustos 2020 16:49 Sabahattin Eyüpoğlu ve Erol Güney'in koyduğu önsöz daha derin bir okuma yapmak için okuyucuyu teşvik ediyor. Ben de bu önsöze bağlantılı naçizane bir inceleme yapmak isterim.
Öncelikle ortada bir Oblomovka Çiftliği vardır. Bu çiftliği Osmanlı'ya benzetebiliriz. Oldukça güzel bir çiftlik olarak bahsedilen Oblomovka birkaç girişimle kolaylıkla refaha erişebilecek potansiyeldedir. Ancak ne Oblomov ne de Çiftliğe atadığı kâhya (ki bunlar da Osmanlı'daki büyük toprak sahipleri olarak düşünülebilir) bunu yapabilecek vasıftadır. Zaten çiftliğe görevlendirilen kâhya Oblomov'a oldukça az miktarda para gönderir, üretimden elde edilen paranın ne kadarını Oblomov'a verdiği bir muammadır. Çiftlikte çalışan köylüler ise Oblomov'un ihmalleri dolayısıyla başına buyruk hareket etmektedir. Çiftliğin Kahya'sı onları kontrol edemediğinden sık sık değişmektedir. Bu insanlar da Oblomov gibi tembeldir ve hayat şartlarını daha iyi hale getirmek için hiçbir şey yapmamaktadırlar.
Oblomov'un çocukluk arkadaşı Ştolts ise batılı fikirleri benimseyen- benzetmemde ülkenin refahını sağlayacak donanıma sahip- bir kişiliktir. Oblomov onun değerini bilir. Ancak Ştolts'un sürekli yanında olamamasından, Oblomov çevresindeki diğer kötü niyetli insanlar tarafından kandırılır. Bu insanların başında Tarantyev gelmektedir, karnını doyurmak için Oblomov'u ziyaret eden onun parasını sömürüp eşyalarına el koyan bu adam Oblomov'un başına bela olacaktır. Diğer kötü niyetli insanlar da Tarantyev'in bağlantısı olan kişilerdir zaten. Bir yandan da Ştolts ve onun arkadaşı Olga vardır. Ştolts gibi OLga da içine düştüğü hayal aleminden ve tembellikten Oblomov'u kurtarmak ister. Bu bakımdan Olga ve Ştolts Oblomov'un yüzleşmesi gereken gerçekleri simgeler yani Batılıların görüşünü. Romanda yer yer Oblomov'un bu insanlarla görüşmesi gerektiğinde çırpınması onlarla görüşmeyi ertelemeye çalışması bu yüzdendir. Onları kurtarıcı olarak görse de kendisini değiştirmeye çalıştıklarını fark ederek aynı zamanda onlardan kaçmak istemektedir.
Kitabın ortalarında tanıdığımız Agafya Matveyevna ise Oblomov'un aradığı konforu sürekli sağlamaya çalışan, onun gönlünü hoş tutacak kadar güzel ve çalışkan bir kadındır. Olga ile kıyaslarsak Agafya'nın Oblomov'u değiştirme çabası yoktur. Zaten eski kafalı bir kadındır. Olga gibi Oblomov'un iyiliğini ister ancak yöntemleri birbirine zıttır. Kitabın akışında Oblomov Olga ile Agafya arasında bir seçim yapacaktır.
Önsözde belirtildiği gibi aslında Oblomovluğu "tembellik" olarak görmek hatalıdır. Batılı bakış açısıyla görülemeyen üstün vasıfları vardır bu gibi insanların. Yine de günümüz şartlarında "Oblomovluk" tek başına bir işe yaramamaktadır. Önsözde Doğu ile bütünleştirilen Oblomovluk ancak Batılı görüşle kurulacak bir sentez yardımıyla yaşamaya devam edebilir ki bunun sinyalleri kanımca kitabın sonunda verilmektedir. Bu roman Anadolu'da olduğu gibi iki karşıt fikrin çatıştığı bir sahada, Rusya'da geçtiğinden, insanımızı ve diğer Ortadoğulu milletleri tanımamız açısından önem arz etmektedir.
Romanın yapısı Barok anlayışta verilmiş oyunların havasını taşımaktadır fikrimce. Bu anlayışa göre iki karakterin zıtlığı denge ve uyum meydana getirir. Oblomov ile Ştolts yani Doğu ile Batı'nın arkadaşlığı bunun bir örneği sayılabilir. Gerçi Ştolts önsözde bahsedildiği gibi kuru bir batılı değil, Rus kültüründen nasibini almış derin düşünceli bir karakterdir. O Doğu ve Batı sentezinin ilk halkası gibidir. Ancak arkadaşı Oblomov Batı kalitesinde bir eğitim almış, bu kültüre tanışık bir aydın olmasına rağmen Ştolts gibi bir sentez yaratamamıştır. Doğulu görüşleri kendisine mâni olmuştur. Ştolts'un girişimlerinin sonucu da okuyucu tarafından bilinmektedir. Bu açıdan bakınca aslında tam karşıt iki karakter yoktur karşımızda. Buna rağmen kurguda bu iki karakterin varlığının bir ahenk sağladığı söylenebilir.