Puan vermedi·134 syf.····Okunma: 08 Ağustos 2020 20:20 Hiç içinize taş gibi, ağır bir su gibi bir sevgi oturdu mu? Oturmamışsa Allah aşkına vazgeçin şu yazımı okumaktan.
Diyor Sait Faik bir hikayesinin içinde. Gerçekten de öyledir yazıları, sanki taburelerini dışarıya atmış, daha önce hiç tanımadığınız bir esnafla işlerin nasıl gittiğini çocuklarının evde ne yaramazlıklar çevirdiğini konuşuyor gibisinizdir. Hikaye öyle güzeldir ki, baştan sona tüm paragraflarının altını çizmek istersiniz. Bu kitabında benim en sevdiğim hikaye 'Kendi Kendime' adlı olanıydı. Sait Faik önce nerede yazdığını tasvir ediyor, o anlattıkça ben bir oyun tasarımcısı simülasyonları gibi yavaş yavaş şekillendiriyorum etrafı. Denizi ekliyorum, dalgaların nasıl kıyıya vurduğunu görüyorum sonra, bir köpeğin ve uzaktan hafifçe çınlayan çocukların sesini de ekliyorum. İnsanların yüzünü şekillendirmeye başlıyorum daha sonra. Okudukça nasıl hissettiklerini anlamaya başlıyorum. Ve bakıyorum ki Ada'dayım ve uğraşsız gelişigüzel bir serinlikte yazılmış hikayeyi okuyorum. Oysa tam tersidir durum :) Bedri Rahmi 'Sait'ten hatıralar' kısmında Sait Faik'in hikaye yazmada ne kadar titiz olduğunu, tek bir cümle için dahi hikayeyi baştan yazdığını anlatmış kitabın sonundaki derlemede. Açıkçası hiç şaşırmamıştım ben bu duruma, böyle karakteristik bir kalem sayısız denemeler sonrası ortaya çıkmıştır elbette. Kitabı okuyanlar demek istediğimi anlar ve akıllarına hemen "Korentli Bir Hikaye" gelir. Sait Faik bu hikayeyi kendisi yazmadığını başta söylemiştir ama bu notu bırakmasaydı da anlardık onun kalemi olmadığını. Bu hikayede alışılmamış bir durgunluk ve ada sakinlerinden farklı olan bir sakinlik vardır çünkü.
Ne zaman ki sokak arası apartman evimizde araba ve homurdayan insan seslerine alternatif olarak, Prinkipos'tan denize açılan bahçemizde leylak kokularını duyumsamak istediğimizde, Sait Faik'in kitabını alıyoruz kucağımıza.