·464 syf.····Okunma: 10 Ağustos 2020 10:12 İki Şehrin Hikâyesi, sıkıcı ve romantik bir klasik olduğunu zannettiğim için uzun süre okumayı ertelediğim bir romandı ve nihayet bu önyargımı aşıp kitabı ele aldım, iyi ki de yapmışım!
Roman, 1859 yılında yazılmış olup Fransız Devrimi esnasındaki aristokrat sınıf ve kentli proleter sınıfı arasındaki ilişkileri konu almaktadır. Charles Dickens, devrime neden olan kesimin, Fransız asalak aristokratlar olduğu şeklinde bir yol izleyerek hikâyeyi anlatmakta ve aslında bir dönemin tepkisini çekmektedir. Devrimin acımasız savunucuları karşısında monarşik yönetimin piyonları ve ardından şahları devrilerek Fransa'nın nihayet Cumhuriyetle buluşması tüm açıklığıyla ve devrin benzer nitelikleriyle ustaca betimlenmiş. Devrimden bir süre önce geliştirilmiş giyotinin, romanda dişi bir kimliğe büründüğü görülebilir ve Bayan Giyotin saçları tıraş etmek için gerçekten birebirdir!
Romanda dikkat çekici karakterler mevcut ve her bir karakter de ayrı ayrı ilgi çekici özelliklere sahip. Karakterlerin hepsiyle empati kurabiliyor ve o döneme yolculuk edebiliyorsunuz bu karakterler vasıtasıyla. Örneğin sonsuz bir cesarete, caniliğe ve soğukkanlılığa sahip Bayan Defarge ile devrimin acımasız savunucuları arasındaki korkusuz kadınlara şahit oluyorsunuz.
Charles Dickens yalnızca tarihsel bir roman yazmakla kalmayıp aynı zamanda günümüzde bile doğruluğunun şüphe götürmeyeceği psikolojik vakaların yer aldığı psikolojik bir roman yazmıştır. Doktor Manette'in yaşadığı psikozlar ustaca anlatılmış ve doktorun, yaşadığı travmalar karşısında verebileceği olası psikolojik tepkiler ile benzer özellikler göstermekte olduğu günümüz uzmanları tarafından onaylanmıştır. Bu gerçekten inanılmaz.
Fransız Devrimi zamanlarına tanıklık etmek ve dönemin insanlarını en yakından görebilmek bu romanla mümkün. Ve tamamiyle sıkıcı bir tarihî roman asla sayılmaz dediğim gibi. Oldukça sürükleyici ve hayran bırakıcı bir anlatımı var. Okumak için geç kalınmamalı.