Hapishane anıları, sırf hapishaneden biraz olsun uzaklaşmak için gidilen hastanede yaşananlar , özgür adamlar gibi hissetmek için mahkumların ellerinde daima bulundurmak istedikleri para, mahkumların sırf düşüncelerine önem verildi diye Gnedko'yu satın alırken verdikleri uğraş ve aynı koşullarda yaşamalarına rağmen yaşanan sınıf çatışmaları, her birinin bende uyandırdığı hisleri çok sevdim . Özellikle de sınıf çatışmalarını. Aynı yerde yaşayıp, yemek yiyip, aynı yerde eğlenen, aynı dertlerden şikayet eden mahkumlar, bütün bu benzerliklere rağmen farklı sınıflardan oldukları için, asla aynı olamayacaklarının bilincindeler. Çünkü onları her zaman birbirinden ayıran toplumsal çizgiler olacaktır. Çünkü her birimiz birilerinin bizden üstün ve bizlerin de birilerinden üstün olduğu düşüncesiyle karşılaşmışızdır.
Bu durum onlarca romana, şiire,araştırmaya konu olmuştur fakat Dostoyevski'nin bununla ilgili vurgulamaya çalıştığı şey; bu düşüncenin zamanla ruhumuza işlemiş olduğu. Hapiste olsun, sürgünde olsun, normal yaşamda olsun fark etmez. Eşitlik kavramı diye bir şeyin insanlar tarafından yok edildiği ortadadır.
Bu durumu ayrıca en çok tiyatro bölümünde hissetmiştim. Çünkü her zaman Garyançikov'u küçümsedikleri için konuşmuyormuş gibi görünen mahpuslar aslında onun farkında olduklarını göstermiş oldular. Garyançikov'un onların aksine soylu olduğu kabul edilmiş, onlardan daha iyi eleştirebileceği, bu konuda onlardan daha bilgili ve tecrübeli olduğu için en önden yer verilmişti. Dünyadaki en doğal şeymiş gibi yapmışlardı bunu. Alınma, gocunma, kınama olmadan. Tıpkı onunla konuşmadıkları günlerde yaptıkları gibi. Her şey olması gerektiği gibi.
Kitabın içinde kaybolmama sebep olan bir diğer unsur da her mahkumun hikayesi
kendi içinde başka romanlar oluşturacak kadar başarılı ve merak uyandırıcı olması Özellikle de Akim Akimiç'in. Çünkü Bana Camus'nün Yabancısı'nı hatırlattı. Tıpkı onun gibi söyleyecek onlarca şeyi varmış, ama yine onun gibi 'ne anlamı var' düşüncesiyle susmuş hissettirdi.