Puan vermedi·104 syf.····Okunma: 12 Ağustos 2020 17:11 Her Mustafa Kutlu kitabı gibi bu kitapta, insanin kalbine dokunan bir hikaye ve edebiyatla dolu.. Sıradan, gündelik konuşmaların bile derin anlamlar taşıdığı bu kitabın, bu kadar tesir edebilmesinin başka bir nedeninin de Mustafa Kutlu abimizin yazdıklarını derinden hissetmesidir diye düşünüyorum.
Kitabı -bir nevi- özetleyen son bölümdeki kıssayı da paylaşmak istiyorum.
Hz. Peygamber devri.
Ebu Talha henüz müslüman olmamış idi.
Ümmü Süleym(Rumeysa)'e evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi:
- Doğrusu bende sana hevesliyim. Senin gibisi kaçırılmaz. Lakin sen kafir bir adamsın, bense müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz.
Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma cereyan etti.
Ebu Talha:
-Sana ne oldu Rumeysa?
-Ne olmuş bana?
-Sarı ve kırmızıdan ne haber?
-Ben altın ve gümüş aramıyorum. Sen bir adamsın ki işitmeyen, görmeyen, sana hiç faydası dokunmayan şeylere tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği yerden biten bir odun parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim!
-Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa?
-Resûlullah(s.a) telkin eder, ona git.
Ebu Talha Hz. Peygamberin bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Resûlullah ashabı ile oturuyorken; " Ebu Talha, İslam'ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor." buyurdu. Ebu Talha Peygamberin huzurunda iman etti ve Rumeysa'nın söylediklerini haber verdi. Hz Peygamber Rumeysa'nın şartı üzerine nikahlarıni kıydı.
Resûlullah Rumeysa için şöyle buyurmuştur:
"Gördüm ki cennete girmişim, önümde bir ayak sesi. Bir de baktım ki Rumeysa."