10/10
·163 syf.··
2020 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2020 23:43
güzel olduğunu bildiğim, az beklentiyle başladığım ve çok ama çok beğendiğim bir roman. hemen hemen her yerde karşıma çıkan, herkesin dilinde olan bir kitap olduğundan uzun süre ilgilenmemiştim. çünkü herkesin dilinde olan yani popüler olan bir kitap bana göre uzak durulması gereken bir kitap çağrışımı yapar hep. biliyorum bu çok yanlış bir düşünce, fakat engel olamadığım sevmediğim huylarım bir tanesidir bu. bir arkadaşımın ısrarlı tavsiyesi üzerine, vakti geldi demesi üzerine satın aldım ve okumaya başladım, elimden bırakamadım resmen. öncelikle kitabın ismine baktığımız zaman popüler kültürün bir oyunu mu algıda seçicilik mi bilmem beynimiz bizi direkt dünyaca ünlü şarkıcı madonna’ya götürüyor olabilir ama tabii ki alakası yok. zaten kitabın ana kahramanı madonna değil gündelik hayatımızda herhangi bir yerde karşılaşabileceğimiz, biraz ezik, biraz silik, biraz da işine odaklanmış ve daha çok yıllanmış memur görünümlü sıradan bir insan; raif efendi. memur dediğime bakmayın raif efendi memur da sayılmaz, daha çok bir katip, bir çevirmen. kitap daha çok ilk ağızdan anlatış şeklinde yazılmış. olaylar raif efendinin çalıştığı yere yeni atanan, bir müddet sonra raif efendideki gizemi keşfedip peşine düşen bir kahramanın ağzından anlatılıyor. daha henüz kitabın başında bu anlatım geçmiş zaman ile anlatılıyor. yukarıda yazdığımız gibi alelade bir çalışan olan raif efendi için anlatıcı da şu betimlemeyi yapıyor; “halbuki o hiç de fevkalade bir adam değildi. hatta pek alelade, hiçbir hususiyeti olmayan, her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz insanlardan biriydi. hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı muhakkaktı. böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: “acaba bunlar neden yaşıyorlar? yaşamakta ne buluyorlar? hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?” bir şirketin “hımbıl” ve sık sık hastalanan bir çalışanı görüntüsü ile dikkate değmez bir insandan inanılmaz yaşanmışlıkları olan bir kişiye, ailede sevilmeyen sıradan bir babadan olağanüstü bir inceliğe sahip bir kişiye evrilen kahramanımızın bizi defalarca sorgulamalara, hayretlere düşürdüğü hikâyesine tanık oldukça bir müddet etrafınızdaki kişilerin yüzünü de süzmeye başlıyorsunuz. raif efendi bir yerde artık “teslim olmuş” bir insan. yaşadığı talihsizlikleri, acıları, haksızlıkları sineye çekip kabul ediyor. evlenip çoluk çocuk sahibi oluyor ve bütün hayatını onlara bakmakla doldurmakla uğraşırken bile kendini sığıntı, işe yaramaz biri hissettiği halde yine de hayatın her koşuluna uyum sağlıyor. oysa geçmişte sanata ilgisi ve hatta yeteneği olan bir insan, avrupada eğitim gören, babasına isyan etmiş, rest çekmiş ve dünyalığı elinin tersi ile itmiş bir delikanlı. tabi yukarıda olayın baş kahramanı madonna değil desem de raif’i can evinden vuran bir madonna tabii ki var; maria puder. raif efendi'ye göre çok daha baskın, özgür ruhlu, hayatı yaşamayı seven bir karakter. kitap içeriği ile ilgili daha fazla bilgi vermek istemiyorum biraz da kitabın kurgusu ve sabahattin ali’nin lezzetli kalemine değinmek istiyorum; sabahattin ali yaşadığı hayal dünyasını o kadar muazzam bir şekilde bize aktarıyor ki o dünyaya adım attıktan bir süre sonra uzunca bir müddet o dünyadan ayrılamıyorsunuz. yukarıda da zikrettiğim üzere bir müddet roman kahramanlarını çevrenizde arıyor ve hatta kendinizden parçalar bulduğunuz kitaba kendi hayatınızı da uyarlamaya çalışıyor, kitaptaki karakterlerde kendinizi görüyorsunuz. kimisi raif karakteri, kimisi ise kürk mantolu madonna (maria puder), kimisi hamdi bey kimisi anlatıcı ama mutlaka birini görüyor. bende kendimi gördüm, bazı yönlerimi çok benzettim. fakat benzettiğim karakter daha çok kürk mantolu madonna oldu. şimdi diyeceksiniz bu nasıl oluyor? yani nasıl oluyorda kadın karakterde kendini görüyorsun? bunun için kitabı okumalı ve karakteri tanımalısınız. eğer kendinizi de tanıyorsanız karakter ile bağlantınız benzerlikleriniz var mı yok mu anlayabilirsiniz. hani bazı besteler vardır duyar duymaz “bunu ondan başkası yazmış olamaz” der, tarzından, üslubundan ve melodisinden kimin eseri olduğunu hemen anlarız işte kürk mantolu madonna’da sabahattin ali’nin bir nevi mührü. ömrü vefa etse muhakkak bize çok değerli eserler armağan edecek bu büyük yazarın bu ölümsüz eserini kesinlikle okumalısınız.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,3bin okunma
·
26 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.