-Spoiler içerir-
İlk defa Yaşar Kemal okudum. Yazarın anlatımı, imgeleri, simgeleri su gibi akıcıydı. Eseri okurken kulağımda hep bir kaval sesi, gözümün önünde Ahmed-i Hani Türbesi, İshak Paşa Sarayı, ve günlerce izlemeye doyamadığım Ağrı Dağı vardı. Eserin sonunu farklı teorilerle kafamda kurdum fakat bambaşka bir sonuçla karşılaştım.
Eserde sık sık 'Ağrıdağın'nın Öfkesi' geçiyor. Bu öfkenin bazen Mahmut Han'ın öfkesi olduğunu, bazen de Gülbahar'ın çaresizliğinden doğan öfkesi olabileceğini düşündüm. Fakat eseri bitirdiğimde bu öfkenin yöre halkının öfkesini olduğunu farkettim. Ağrı Dağı bir insan gibi betimlenmiş. Öfkesinin olması, aşıkları saklaması, yüceliği ve gururu. Tüm olayları başlatan at, dikkat çeken bir diğer ögedir. Aklıma ilk gelen at-murat, at-kader bağlamı oldu. Kader atın üzerinden yazılmıştı.
**Ve Ağrı Dağı'nın öfkesi. Karakterleri böylesine derinden etkileyen ses, benimse merakımı körükledi. Aslında hepimizin bildiği 'yedi karanfil'dir.