Dünün, bugünün ve yarının içinden geçerek insanlığın genetiğini; umutlarını, hırslarını, ilkelliğini ve aşklarını ince bir kelime işçiliğiyle sorgulayan bir yapıt. En çok, arkaik bilgilerin diyaloglara yedirilmesini ve edebiyata son derece stilize göndermeler yapan eksantrik kısımları sevdim. Yusuf karakterinin dönüşümü ise aslında hepimizin inkar ettiği değişimlerimize benziyor. Hayat, biz ne kadar gururlu olursak olalım bazen birilerinden ve belki de Yusuf gibi simyadan -varlığı tartışılır- şeyden medet ummaya mecbur bırakıyor bizi. Ölümün olduğu dünyada geçiciliğe tutunmak, var olmanın yollarında sendeleyerek yürürken hiç durmadan kaybolmak ve aşk için ölmeye yatmak.