İçimizdeki Şeytan
Sabahattin Ali'nin okuduğum üçüncü eseri kendisi. Önceki ikisi de diğer romanlarıydı. İsterdim ki yazdığı sıraya göre okusaydım ama Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan sıralamasıyla okudum. Bu okuma aslında yarar sağlamadı diyemem. 1937 tarihli Kuyucaklı Yusuf'tan sonra altı sene içinde çıktığı Madonna seviyesini ben tersinden düşerek okudum. Tabi bu Kuyucaklı Yusuf kaliteli değil demek değil, Kürk Mantolu Madonna çok kaliteli demek.
Eserlerinde Anadolu insanının yaşadığı-bazı yerlerde hâlâ yaşanan- maddi ve manevi sıkıntıları, genel duygu ve durumu çok iyi yansıtır zaten Sabahattin Ali. Ağlatmayı da başarır. Öyle bağlanırsınız yani o karakterlikten çıkıp gerçek bir kişilik olmuş karakterlere. Genel olarak da bir karamsar hava hakimdir. Okurken yağmursuz ama bulutlu bir havanın kasvetli duygusuna benzer bir karamsarlık hissedersiniz. Ama bazenleri buruk da olsa bir parça açılır o bulutlar ve hafif bir mutlulukla güneş ışınları vurur. Karakterlerin mutluluğu sizi de rahatlatır, gerçek bir dostunuz sevinmiş gibi olursunuz. İki sevdalının aşkını da çok güzel verir, ama her zaman gerçekçi kalır. İşte böyle bir yazardır Sabahattin Ali ve böyledir kitapları. İçimizdeki Şeytan bu özelliklerin hepsine sahip. Ömer ve Macide'nin birbirlerine olan değişik sevgileri, Ömer'in suçu kendinde değil "İçindeki şeytanda" bulması, dengesizleşebilen davranışlarına rağmen onu seven Macide'nin sabrı, onlar için her şeyi yapan ve yapabilecek Bedri'nin fedakâr tavrı, Macide'nin ikamet ettiği teyze evinde olan genel davranışlar ve tutumlarla zamanın toplum yapısını, Ömer'in arkadaşlarının siyasi halleriyle zamane gençlerinin düşünmeden daldığı maceralar ve onların hareketlerini tertipleyen Nihat'ın bu gençlere olan bakış açısı, güdülecek koyun olarak görmesi, hatta bunun neredeyse aynısı olan bir anlama gelen cümleyi direkt ağzıyla söylemiş olması, Ömer'in bu siyasi olayları değerlendirme biçimi, genel maddi yetersizlikle geçinme çabaları ve çok daha fazlasıyla Sabahattin Ali aslında bir İstanbul, Anadolu, dönem ve hatta bir Türkiye tablosu çiziyor. Bu tablonun biraz daha açık ve koyu renklerle bezenmiş hâlinin bugün aynı manzarayla sürdüğünü görünce bir şaşkınlık oluyor.
Okuduğum kadarıyla diğer iki kitaptan Sabahattin Ali'nin daha vurucu sonlar tasarlamayı sevdiğini düşünüyorum ancak öykülerini okumadığım için kesin yargıda bulunamıyorum. İçimizdeki Şeytan öbürlerine nazaran daha durgun bir sonla bitiyor ama bu kesinlikle bir kötü yön değil. Hatta bu durgun sonun kitabı daha iyi sindirmemizi sağladığını düşünüyorum.
Sonuç olarak okuyun bu kitabı, o karakterlerle duygulanın ve düşünün. Herkese öneririm kesinlikle. 9/10
Yazım yanlışı varsa lütfen kusura bakmayın.