TOPRAK ANA
Cengiz Aytmatov’un en duygu yüklü eserlerinden olan Toprak Ana insanın toprakla olan güçlü ilişkisini sağlam bir felsefe ile anlatıyor.
Hayatlarını sade, mutlu ve emekleriyle kazanan insanların savaşla karşılaşmaları sonucu parçalanan yaşamlarını, ölümleri, geride kalanları bırakılan saf acıyı, umutsuzluğu, çaresizliği net bir şekilde görüyoruz.
Kitapta savaştan önceki insanların yaşamına baktığımızda çalışmaya gösterilen büyük saygı, ekmeğe hürmet ve içten gelen sevgiyi görüyoruz.
Hayatlarını çok basit ama alınteriyle yoğuran bu insanlara savaş haberi gelmesi ike birlikte yüreklerinde korku ve endişeyle sevdiklerinden ayrı kalmanın acısına tahammül etmeye çalışıyorlar.
Güçlü kadın karakterler babasız, abisiz, eşsiz çocuklarından ayrı bir şekilde hayata tutunup önce cephedekilere sonra kendilerine yiyecek sağlamak için durmadan çalışıyorlar.
Tek hayalleri cepheden bir haber almak ve eskisi gibi mutlu olabilmek.
Başkarakterimiz Tolunay üç oğlunu ve kocasını askere yollarken geride sadece o ve gelini kalmıştır.
Tüm zor şartlara rağmen topraklarına sıkıca bağlanan ve zamanla ana kız olan bu kadınlara cepheden bir bir ölüm haberleri gelir.
Ama yine de bilirler ki bu haberler onları yıldırmamalı topraklarından ayrı kalmamalıdırlar.
Çünkü geride kalanlara ancak toprakla bakılabilir ve bu güçlü kadınlar savaştan sonra da birbirlerine tutunup yaşama devam ederler.
Ancak hayat karşılarına süprizlerini çıkartmaya devam eder.
Kitabın en vurucu kısımlarından biri olan Tolunay’ın Toprak Ana’sına sorduğu “İnsanlar savaşmadan yaşayamaz mı?” belki de insanı en çok düşündürten kısımlardan.
Gelip gittiğimiz toprağa sıkıca bağlı kalarak basit bir yaşam sürmekte gizlidir belki en asil mutluluklar. Savaşmadan geçecek güzel günler dileği ile...