·398 syf.····Okunma: 30 Ağustos 2020 22:09 Kitabın son sayfasını çevirdim, hem bu heyecanlı hikayeyi bitirdiğime sevindim hem de her karakterine alıştığım için biraz hüzünlendim. Okurken dünyada bir duygunun nasıl bu kadar kuvvetli olabileceğini ister istemez sorguluyorsunuz. Her karakter içinizde derin iz bırakacak cinsten. Okurken her birine, bu küçücük yaşamlarına bu kadar nefret sığdırdıkları için kızarken buldum kendimi. Her karakterin saf iyi veya saf kötü olmaması onları daha dünyadan yapıyor. Evet kötü ama onu kötü yapan, yaşadığı hayatın daha küçükken ona herkes gibi adil olmayışı, onu diğerlerinden daha zorlu bir hayata itmesiydi belki de diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Bu hikayede bir aşk hikayesinin, farklı çiftlerde anlatıldığını görüyorsunuz. Aynı değil ama benzetilmemesi olanaksız. Basit eşitsizliklerin doğurduğu nefretten ortaya çıkan bir aşk hikayesi. İçinde nefret, intikam, bağlılık, sevgi barındıran bir aşk hikayesi. Yaşanıyor, bitiyor ve sonrasında benzeri başka bedenlerde yaşanıyor. Üstelik baştaki karakterimizin kızıyla devam eden bir hikaye. Baştan sona nefretin etrafındaki herkesin hayatını nasıl berbat ettiğine şahit oluyorsunuz. Hatta öyle güçlü bir nefret ki hikayedeki her karakteri yerle bir ediyor. Ve Emily Bronte, öyle harika anlatıyor ki gerçek olmayan, kurgu bir karaktere nefret hissederken, diğer bir karaktere derin üzüntü duyuyorsunuz. Tam o nefret ölümle tanışacak, insan ölüme yaklaşınca belki değişir diyorsunuz ama sizi şaşırtacak bir son okuyorsunuz. Ne olursa olsun bu son, 400 sayfayı okuyup merakla gelmiş okuyucuya hoş bir lezzette sunuluyor. Son sayfayı biraz rahatlamış biraz içerlenmiş bir şekilde kapıyorsunuz.