Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Benim okuduklarım içinde ve benim kıstaslarıma göre son zamanların en başarılı kitabı.
Şimdi kıstaslarıma geleyim. İlk olarak bu eserin bir derdi var. Bu dert nedir? Bu dert hepimizin her dakika maruz kaldığı torpil, kanunsuzluk, mobbing, umutsuzluk ve sıkışmışlık hissi. Kitap bir kabin memurunun kendi yaşantısı üzerinden bunları bir tokat gibi okuyucunun yüzüne vuruyor ve tarihe bir not düşüyor.
İkinci olarak dili. Daha önceki bir incelememde dil kullanımında yeniliğe olan merakımdan bahsetmiştim. Yazar bu eserde kendisine has bir dil geliştirmiş. Üslup olarak yer yer Umut Sarıkaya'yı hatırlatsa da olayların kurgusu ve ilerleme sırası çok başarılı. Örneğin bir paragrafta görüp aklınıza soktuğu bir deyişi ilerleyen sayfalarda tekrar kullanıp kendine has bir estetik yaratmış. Bu tekniği çok sevdim sağa sola savrulan ama yolda kalmayı başaran bir arabada olduğunuz hissini yaratıyor. (ör: 7. bölümün başındaki konuşmanın Endonezya'da bir otel odasına bağlanma şeklini ağzım açık okudum ve çok güldüm)
Üçüncüsü konunun özgünlüğü. Açıkçası havacılığın bu kadar zor olabileceğini tahmin etmezdim. Bu kitabı bir kere okuyan birinin de bir daha pilotlara ve hosteslere aynı gözle bakmayacağına eminim.
Dördüncüsü tüm bunları eşine az rastlanır bir akıcılıkla ve aslında eğlenceli bir biçimde anlatması. Acı bir hikayeyede güldürmek yöntemi riskli ancak konuyu sulandırmıyor.
Özetle 128 sayfada; Zweig gibi sorunlu, Brecht gibi asi, Orhan Kemal gibi garip, Umut Sarıkaya gibi komik bir insanın hikayesini okudum. Bu kötülüklerden çok çekmiş bir insan olarak inadına gidip 2 tane daha sipariş ettim ve arkadaşlarıma hediye ettim çünkü bunlar unutulsun istemiyorum.
Yazar senaristlik ve oyunculuk yaptığını söylüyor ancak ismini araştırdığımda bir şey bulamadım. Takma isimle yazdığını düşünüyorum ancak kendisini bu çok cesur tavrı ve yurtdışına yerleştiği halde ilgisini koruduğu için tebrik ediyorum. Gerçekten çok etkilendim.