Tolstoy, Dostoyevski, Gogol okuduğumda Rus köylüsünün cahilliği ve kabalığı karşısında hayretler içinde kalıyorum. Bizden uzak bir toplum oldukları için sahip oldukları bu niteliklerin onlara has olduğu gibi bir yanlış izlenime kapılıyorum. Halbuki eğitimsiz bırakılan her toplumun bu durumda olması mantıken düşünüldüğünde oldukça olasıdır.Ancak karşılaşılmadığında mantığımızı bu yönde işletmek de zorlandığımız bir nokta oluyor.
Sabahattin Ali gerek konulara yaklaşımı gerekse üslubu açısından bakıldığında bir Tolstoy bir Dostoyevski gibidir. Halkının içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla yüzümüze vururken üslubuyla da içimize işliyor. Bizim toplumumuzdan uzakmış gibi görünen ahlaki zaafların nasıl da insani bir zaaf olduklarını gösteriyor. Biz deyip böbürlenmek hatadır. Eğitimsiz, fakir, korunmasız halklar aynı süreci yaşarlar. Bunun Türk’ü Rus’u İngiliz’i olmaz. Gerçek milliyetçilik de bu gerçeği idrak edip halkının bu kötü yönlerini düzeltmekle olur. Sabahattin Ali’nin bence fikri yönümüze kattığı en büyük katkı budur. Siyasetçiler gibi demogoji yapmak hiç kimsenin faydasına değilidir.
Sabahattin Ali okurken de onu yargılarken de bunu göz önünde bulundurmalıyız.