Gönderi

Fareler ve Winstonlar
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2019 43. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2019 08:06
1984; Biz, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 541 ve Demir Ökçe gibi edebi açıdan ün salmış ve en çok okunan distopyalardan biri. Peki distopya ne anlama geliyor? Kabaca tabirle karanlık bir gelecek tasviri, kara ütopya, düşlenen mutlu ve huzurlu geleceğin karanlıklara gömülmesi. Ama her şeyden önce ben, neden insanların yıllar boyunca ütopyalar ya da distopyalar kurguladığına değinmek istiyorum. İnsanın diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğin hep zeka olduğunu söyleriz. Bu gerçek dışı bir sav değil elbet; ama doğada tek başına bir zeka çok da işlevsel değildir. Bana kalırsa insanın diğer canlılardan en büyük üstünlüğü ortaklaşa bir zeka kurmasıdır. Çünkü insanlık ‘Birlikten güç doğar’ ilkesiyle doğa karşısındaki fizyolojik yetersizliğini kırabildi ve güçlendi. İnsanlığı bu günlere getiren anahtar kelime 'güç'tür. Evet, bizden hariç birçok canlı da sürü halinde yaşıyor; ama insanlık bu sürüyü bir benzer gelenek ve göreneklere sahip topluma dönüştürdü ve şimdiye dek, bizden başka hiçbir canlı doğa karşında böyle bir güce erişemedi. Toplum demek, yönetim demek; yani devlet, düzen ve istikrar demektir aynı zamanda. Toplumlarda genellikle bir yöneten ve bir de yönetici sınıf vardır. Toplum doğası gereği sınıflıdır ve bu sınıflı yapının sürmesi toplumun sürekliliği sağlamak için de elzemdir. İnsanlık öyle ya da böyle toplum düzeni hakkında çok da derin düşüncelere dalmadan binlerce yıl yaşadı ta ki Antik Yunan’a kadar. Antik Yunan’da gelişen felsefe ile insanlar toplum düzeninde çelişkiler ve çarpıklıklar göze batmaya insanlar bunun hakkında düşünmeye başladı. Nitekim Platon da bu dönemde ideal bir toplum ve devlet düzenini anlattığı Devlet’i kaleme aldı. Ondan binlerce yıl sonra Thomas More ilk defa ütopya adını kullanarak bir kitap yazdı ve onu birçok ideal düzeni betimleyen kitaplar izledi. Ancak 20. Yüzyıla gelindiğinde yaşanan iki dünya savaşı, dünyanın çeşitli yerlerinden gerçekten soykırımlar, pıtrak gibi çoğalan otoriter rejimler ve bir de tüm bunlara tüy diken kapitalist ekonominin giderek güçlenmesi insanları karamsarlığa itti ve düşlenen o güzel geleceğin göğünde birden kara bulutlar dolanmaya başladı ve ütopyalar distopyaya dönüştü. 1984 bu distopyaların en çarpıcılarından biri. George Orwell 1984’de mutlak bir totaliter bir rejimin hüküm sürdüğü bir süper devlet tasvir ediyor. Kitabın başkahramanı Winston, bu totaliter rejimin kurucusu olan Parti’nin bir üyesi. Ancak o diğer partililerden farklı düşünüyor, bir şeyler yanlış olduğu düşüncesi bir kurt gibi içini kemiriyor. Ama tüm bunları dile getirme imkansız. Hatta kendine ait bir deftere yazması bile güç. Düşünce polisi her yerde kol geziyor, evlerinin içine konan tele-ekranlarla herkes durmaksızın gözetleniyor. Farklı tondaki bir fısıltıya bile izin verilmiyor. Öyle ki bireysellik tümden yok edilmiş durumda. Roman boyunca Winston’la bütün bu kasveti ve baskıyı hissetmemek imkansız. Kitabın çok şeye değiniyor bu açıdan alt metni çok zengin bir roman 1984. Ben daha çok bu alt metinlerden biri olan iktidar olgusuna yönelmek istiyorum. Başta da belirttiğim gibi iktidar olgusunun da kökeni atalarımızın ilkin kurduğu toplumsal düzenin bağrında yatıyor: Güç. Hepimiz kabul edelim ki, güç her daim insana kendini iyi hissettiren bir duygu. Nitekim Nietzsche de aynı kanıda. O, güç istencini her türlü devinimindeki en temel istenç olarak tanımlıyor, insan doğası da tamamen güç istencinin bir şeklinde olduğunu ve her türlü eylemin, güç istencinin hiyerarşik olarak üstünlük kurma tasarısından ibaret olduğuna inanıyor. Peki neden? Yanıt çok da karmaşık değil. Çağlar boyunca doğaya karşı güç kullanarak, başımıza gelen müspet durumlarda güçlü kalmaya çalışarak hayatta kaldık. Güç istenci bizim genetik kodlarımıza işledi ve bunu salt doğaya karşı değil içinde yaşadığı toplumda da kullanmak istedik. Tarım devriminden sonra devletleşen toplumlardaki yöneten egemen sınıf, güce iflah olmaz bir bağımlı gibi gark olmayı amaç haline getirdi. Bu durumda giderek daha çok gücü elinden tutan ve mutlak bir iktidar bahşeden totaliter rejimleri doğurdu. 1984’teki totaliter rejim iktidar olgusunun ulaşabileceği en uç noktada. Üç sınıfa ayrılan (İç Parti ve Dış Parti: bunlar oligarşiyi oluşturuyor. Proleter: Genel halk kitlesi) toplumun her katmanına baskıyı öyle ustaca kuruyor ki, tıpkı soğuk suya atılan bir kurbağanın yavaş yavaş ısıtılan suda farkına varmaksızın ölmesi gibi toplumun her sınıftan bireyleri de baskıyı yedikçe birer kuklaya dönüşüyor. Tabii bununla da yetinmiyor totaliter rejim. Her evde var olan tele ekranlar aracılığıyla medyayı etkin bir biçimde kullanarak gerçekleri o günün şartlarına uygun olarak manipüle ederek geçmişi durmaksızın değiştiriyor ve böylece bellek ile benlik arasındaki bağı koparıp, istediği tek tipleşmeyi ve tek sesliliği sağlıyor. Büyük Birader ve şürekâsı muhalif sesleri bastırmıyor onları dönüştürüyor. Şüphesiz ki, bu durum her iktidarın istediği biricik amaçlardan biridir; çünkü tek sesli bir toplumu yönetmek daha kolaydır ve totaliter iktidar egemenliğini çok daha kolay bir biçimde sürdürür ve başa ne amaçla gelirse gelsin her iktidarın ilk amacı, kendi oligarşisini kurmak ve bu oligarşinin selameti için sınıflı toplumun devamı sağlamak ve sınıflar arası uçurumu daha da derinleştirmektir. Yazımı bitirmeden son olarak bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Genel kanı 1984’ün Stalin yönetiminde Sovyetler Birliği eleştirisi olduğudur. Ancak ben bu fikre katılmıyor, bu kanının kitabın yazıldığı zamanla ilgili olduğu düşünüyorum. Aslına bakarsak 1984’ün yayımlandığı 1949 tarihinde Doğu ve Batı Blok’u arasında Soğuk Savaş hüküm sürmekteydi. Batı’da bu Soğuk Savaş’ın getirdiği komünizm korkusunun bir yansıması bu kitabı Sovyetlere karşı bir propagandaya dönüştürüldü. Ama 1984 öyle değerli bir kitap ki, asla hiçbir propagandaya meze yapılacak bir eser değil. 1984 gücü ele geçirince totaliterlerşen ve parti kisvesi altında oligarşi kurarak zorbalaşan her ideolojinin korkunç ve karanlık bir alegorisi.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
·
29 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bir yorumdan ziyade net bir analiz olmuş. Bir sınıfta Totaliter rejim ile ilgili sunumunuzu dinler gibi okudum. :) Teşekkürler.