"Buralara nereden geldiğimi biliyorum,gidecek daha çok yolumun olduğunu da biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim."
Sevgili Martin Eden seni anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum,kendine bile itiraf etmekte zorlandığın gerçeklerden,hayallerini süsleyen anların nasıl da hayatın gerçekliğinde bir bir kabusa dönerken,gözlerinin önünde değişimini izlerken aslında yeniden ama farklı bir gözle başlangıç noktana dönüşlerinden mi,ne eski sene ne yeni sene uyum sağlayamayıp arafta kalışlarından mı...sevgili Martin Eden sen okuduğum en gerçek karakterlerden birisin çünkü sahiden hissettiğin her bir duyguyu yakinen yaşamış,yürüdüğün yollar da yürümüş,dolunaylı gecelerde daktilonun başında sabahlamış,haftalarca gelmeyen postalardan çıkacak birkaç doları beklerken minik ve güzel bir evde kuracağın mutlu ailenin hülyalarına dalıyorum seninle.
Bazı insanlar seni anlayamadı,anlatmak için yıllarını harcadın ama seni istediğin gibi göremediler,bazıları da seni öyle yanlış anladı ki ne yapsan aklındaki karaktere bürünemedin,hep bir boşlukta kaldın,bir yokuşun başında soluklandın.Bazıları seni durup dinlemezken pahalı bir cekete hayranlıkla baktılar.Sense cümlelerini dünyaya haykırmak istiyordun.Seni senin gibi anlasınlar,hikayelerde fısıldadığın cümleleri duysunlar istiyordun.Anlaşılmak istediğin kişiler seni kalbinin bir köşesine koysunlar ve yürekleriyle dinlesinler istiyordun.Senin gibi.Ama biliyorsun ki herkesin kendi planları vardı ve sen hayat hassas kalpler için bir cehennemdir cümlesinin bir yansımasıydın.Düşünüyordun,vardın ama gerçek anlamda görülmüyordun.
Süregelen gerçeklere,kabullenmişliklere,toplumsal sınıflandırmanın acı kelepçelerine meydan okudun ve inanmanın başarmanın yarısından çok daha fazlası olduğunu gösterdin,fedakarlık ve adanmışlık ruhuna işlerken inandığın hedef uğruna asla vazgeçmedin ama biliyorsun ki insanlar bizim geçirdiğimiz sürece ve emeklerimize değil,sonucunda elde ettiğimiz başarının niceliğine bakıyorlar,ne yazık ki niteliğine bile değil sevgili Eden.
Kalbimde sana karşı öylesine bir yakınlık duyuyorum ki kitabın yorumunu yazmak için oturduğum klavyenin başında birden sayfalarda ilerlerken seninle ettiğim içten sohbetler geliyor aklıma ve seni o caddelerin birinde yakalayıp her şey çok geç olmadan söylemeyi planladığım bu cümleleri işte şu anda hiç gönderilmeyecek bir mektup gibi yazıyorum sana.Çok üzgünüm,kimse emeğine değer vermiyorken,düşüncelerini işitecek bir kulak bulamıyorken,pahalı bir şapka alabilir hale geldiğinde yayınlamayan hikayelerin lüks malikanelerin ana konusu olduğu için ve sana minnettarım bana azim ve cesaretin tüm bu yapmacık sohbetlerin arasında seni kanlı canlı birer insan yaptığını ve düşünmenin,bazen hiç cevap bulamadığın bazen de cevaplarınına soru bulamadığın tüm o sonu gelmez düşünmelerin anlamını kavrattığına ve insanın isterse pek çok şeyin üstesinden gelebileceğine inandırdığın için.Teşekkür ederim.
Belki yıllar sonra bir vitrinin köşesinde,rafların bir katında diğer kitapların arasında göreceğim seni ama o zaman bile parlayan gözlerinle şevkle kurduğun cesurca cümlelerin gelecek aklıma.