·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Temmuz 2020 13:39 Öncelikle kitabın anlatım dili inanılmaz güzeldi. Jack London'un okuduğum ilk kitabıydı ve dilini çok beğendim. Tabiki çevirmenin de katkısı büyük. Bir kitapta sözü geçen dilbilgisi hatalarını başka dile uyarlayabilmek zordur. Bir dili aynı etkiyle başka bir dile çevirmek, her iki dile hakimiyet yanı sıra dil kullanım yetisini de gerektiriyor. Ve çevirmen burada bunu oldukça iyi kullanmış.
Kitabın konusuna geçecek olursam, tabi ki herkes gibi ben de çok beğendim ve yine Martin Eden için de okumakta çok geciktiğimi düşünüyorum. Alt tabakadan olan Martin Eden'in, burjuva sınıfından Ruth'a, görür görmez aşık olmasıyla değişiyor her şey. Kendini geliştirme kararı alıyor. Hem de öyle çabalıyor ki Martin'in de deyimiyle başkalarının bir senede öğrendiğini kendisi bir ayda öğreniyor. Bilgi ve kültürel anlamda kendini oldukça geliştiriyor hatta. Fakat başta kendini Ruth'a beğendirmek için uğraşsa da işler değişiyor. Burjuva sınıfındaki insanları tanıdıkça onların da aslında hiçbir şey bilmedikleri kanısına varıyor. Yani zamanla ne kendi sınıfına ne de burjuva sınıfına kendini ait hissetmediği farkına varıyor. Bu da onu yalnızlaştırmaya başlıyor. Martin ile birlikte çektiği sıkıntıyı, açlığı, parasızlığı, toplumdan- ailesinden dışlanmışlığı okurken ben de yaşadım neredeyse. Fakat bir yerden sonra Martin'e de kızmaya hak vermemeye başladım ben. Yaşamak için (insanca yaşamak için) çalışmak şart ve çalışmak maalesef bir doğa kanunu dünyamızda. Martin de ısrarla çalışmayı reddeden bir karakterdi. Ve ben diğer kitabı okuyanlar gibi Ruth'un, Martin'i kendi kalıbına sokmaya çalıştığı düşüncesinde değilim. Ama keşke aldığı kararların arkasında dursaydı diyorum. Üzerinde uzun uzun konuşulacak, belki de herkesin kendi hayatından pay çıkaracağı bir kitap Martin Eden. Hala okumayanlar veya benim gibi okumayı erteleyenler varsa hiç beklemesinler diyorum..