·160 syf.····Okunma: 04 Eylül 2020 20:13 Mahur Beste okuduğum ilk Ahmet Hamdi Tanpınar romanı ve aynı zamanda burada ilk incelemesini yaptığım kitap. O yüzden kusurlarımı mazur görün lütfen.
Kitabın ilk bölümünde Behçet Bey yatağında uzanmakta ve düşünmekte. Hemen her gece gördüğü bir rüyadan, vefat eden eşinden, saatlere ve antikaya ilgisinden, eve gelecek genç bir hanımdan bahsedilmekte. Bu bölümde Behçet Bey'i azar azar tanıyoruz. Sonraki bölümde ise babasından ve onunla olan ilişkisinden bahsediyor fakat bu bölümden sonra Behçet Bey geri planda durmaya başlıyor artık ama hâlâ oralarda bir yerde.
Notlarımı ilk üç bölüme kadar Behçet Bey üzerine durarak aldım fakat bu roman onunla başlasa da onun romanı değil. Yazar da bundan "Mahur Beste Hakkında Behçet Bey'e Mektup" adlı bölümde bahsediyor. Yazar aynı zamanda Behçet Bey'in bir dostu olarak kaleme almış mektubu. Mektup biterken şöyle diyor: "Biliyorum şimdi bana 'Öyleyse bu benim hikâyem değil artık.' diyeceksiniz. Sizin hikâyeniz olarak başladı fakat arkanızdan o kadar büyük bir kalabalığı sahneye taşıdınız ki sizin hikâyeniz olmaktan çıktı. Hepinizin hikâyesi, daha doğrusu yaşadığınız, yaşadığımız devirlerin hikâyesi oldu."
(Sayfa 158)
Roman gerçekten de kendi hikâyesinin kahramanı olan birçok karakterin yuvası olmuş. Bunların Behçet Bey'le bir yakınlığı var ya da bu yakınların ilişik olduğu başka insanlar girip çıkıyor romana. Fakat bu göze batmıyor da. Her bölümde farklı bir insan, farklı fikir ve duygular, farklı bir hikâye var. Ben de çoğu okur gibi Sabri Hoca'nın yer aldığı "Garip Bir ihtilâlci" bölümünden etkilendim. Ayrıca Eski İstanbul yalılarıyla, sazlı eğlenceleriyle, yangınlarıyla, çok az da olsa düşmüş kesimiyle çoğunlukla ana mekan. Şehir, bir roman kahramanı gibi Mahur Beste'ye sinmiş.
Fakat bölümler havada kalır gibi hep. Bir eksiklik var ve buna da yazar yine " Mahur Beste Hakkında Behçet Bey'e Mektup" bölümünde değiniyor. Bu sefer yazar Behçet Bey'e şöyle sesleniyor: "Hâlbuki siz hatıralarınızın fantezisine uyarak öyle şeyler atlıyorsunuz ki... Bazen de gizliyorsunuz. Neden, nasıl? Bunu bilmiyorum. Bana bir türlü Atiye'den, Doktor Refik'ten bahsetmediniz. Hele Doktor Refik... Niçin?" (sayfa 156)
Yazar, romanda bahsini ettiğim 'havada kalan şeylere' Behçet Bey'in bu insanları anlatırken atlamasını, bir şeyleri gizlemesini sebep göstermiş. Ve evet yazar, yine mektup bölümünde anlaşılacağı üzere kendisi aynı zamanda Behçet Bey'in dostudur, romanı Behçet Bey'in anlattıklarıyla oluşturmuş.
"Kayın babanız Ata Molla Bey'i, Halit Bey'in babası Nuri Bey'i, Agop Efendi'yi, Mösyo Soloski'yi, Talât Bey'i hep sizden öğrendim. Bununla da kalmadı; koluma girdiniz, beni koca İstanbul'da semt semt günlerce gezdirdiniz."
(Sayfa 154)
Gelelim romana ismini veren Mahur Beste'ye. İlk kez karşımıza sayfa 69'da çıkıyor. Roman karakterlerinden Talât Bey'in, eşi kendisini terk edince yazdığı bir bestedir. Talât Bey'in bu acı aşk hikâyesinden beslenir ve Behçet Bey söz konusu Talât Bey ile onun Mahur Beste'si olunca telaşlı ve çekingendir. Buna sebep de sonunun onun gibi olacağından korkmasıdır.
Yazar yine bundan bahsetmiş: "Talât Bey'i bilmem neden sevmediniz? Onun talihinden korktuğunuz için değil mi? Ne zaman ondan bahsedecek olsam elime sarıldınız, bana başka şeyler anlattınız. (...) Talât Bey'in size benzediği hiçbir taraf yok. O, kırılmış adamdır. Siz mağlûpsunuz."
Son olarak toparlarsak bu roman birçok insanın hikâyesini sayfalarında eritmiş ve yazarın da dediği gibi "Hepinizin hikâyesi, daha doğrusu yaşadığınız, yaşadığımız devirlerin hikâyesi oldu."
Okurken keyif aldım, inceleme yapacak olduğumdan biraz da telaşlıydım. Yazarın diğer romanlarını da en kısa sürede okumayı planlıyorum. Bu yazım okuyanlara kitabı hatırlatır ve okuyacak olanlara Mahur Beste hakkında bir fikir verebilir umarım.