·1552 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Eylül 2020 23:26 "Yoksul isen sabreyle
Eğer zengin isen hayr eyle
Her bir hale şükreyle
Hakk döndürür halden hale."
Böyle buyurdu Mevlana.
Taşı sıksa suyunu çıkaracak kadar mahir, akıllı, cevval bir delikanlı olan Edmond Dantès, kaderin bir cilvesiyle genç yaşında kaptan olmak üzeredir. Çok sevdiği babasına güzel bir hayat sunacaktır hayırlı evlat. Güzeller güzeli sevgilisine kavuşmaya da artık çok az kalmıştır. Böyle umut etmektedir en azından. Ta ki o üç hain, bahtının açık kapılarını kapatıp sımsıkı sürgüleyene değin. Delikanlı nişanlanacağı gece ansızın kendini sebepsiz sorgusuz bir hücrede bulur. Çok sevdiği babası, sevgilisi, mesleği... Her şey elinden koparılmıştır. Ancak daha da fenası sebebini bilmemektedir. Ömrünün en güzel dilimi bağrından neşterle sökülürcesine alınmış, zindanda bir başına kalmıştır.
Yıllar geçer, ne bir hakim yüzü görür, ne bir mahkeme olur. Belirsizlik kemirir böyle durumlarda insanın hem aklını hem kalbini. Umut etme kabiliyetini de alırlar elinden insanın. Derken kalıverirsin kelimenin tam anlamıyla hiçliğin ortasında. Niyaz eder insan o an, kimsesizlerin sahibine açılır yüreği. O an her şeyin çözülüvereceğine inanır yürek, sırtüstü kendini bırakmıştır derin sulara ve olacağı beklemektedir artık.
Ancak bir şey olmaz. Hiçbir şey değişmez. İlâhi adalet başka türlü tecelli etmeyi murat etmektedir ama insan göremez.
Zindanda sebepsiz her saniye zihnini kavurur, yüreği taşlaşır. Duvara atılan her çentik insanın bağrına atılır aslında. Edmond tam da bunları yaşar.
"En sevdiklerimi verdim ölüme de;
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim.
Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün…
Görmedim Ademoğlunun dalından koparılır gibi koparıldığını…" diyor şair.
Dünya adaletsiz çocuk, dünya zorba...
Ancak başta da demiştik, "Hakk döndürür halden hale" diye. Edmond Dantès için zindandan saraylara açılma anı gelir. Komşu hücreden bir rahiple zindanın altındaki dehlizler vasıtasıyla tanışır. Rahip ona hayatının fırsatını altın tepside sunar. Dantès o an anlar; ilâhi adalet, tecellisi için kendisini kullanacaktır. O üç hainden intikam almaya ant içer. Karun kadar serveti vardır. Zengin gibi davranmayı, herkesi kandırmayı öğrenir o tertemiz insan. Ve dikilir sahip olduğu her şeyi ellerinden alan o düzenbazların karşısına. Kurdukları küçük krallıkları birer birer başlarına geçirecek bir imparatordur o. Yavaş yavaş alır intikamını tüm kötü bellediklerinden.
Ancak bir şey anlatır bize burda yazar. Yüksek dozda acı, kalbi sertleştiren bir öğretmendir. Ruhunu ferahlatmak, yıllar sonra bir defa dahi olsa nefes almak isteyen insan şunun farkına varır: ruhun artık sana ait değildir. Sevdiğin kadını elinden alan, aileni yok eden, kariyerinde senden açılan boşluk üzerinde kendine saltanat kuran, siyaset ve şahsi ikbal için senin tertemiz olduğunu bile bile seni ezip geçen o insanlar, seni bambaşka birine çevirmiştir. Artık tanıyabilir misin aynadaki seni? Yaşayabilir mi insan kendi bedenine ait olmayan bir ruhla?
Ne diyelim, varlığına inandığı büyük mahkemenin gerçekliğini tüm hücreleriyle istiyor insan. Başka bir ruha dönüşmedik ama kendi ruhumuzda da kalamadık. Ya da ruhsuz kaldık bir miktar. "İlâhî adalet vardır ve tahmin ettiğimizden çok daha fazla tatmin edicidir." sözüne teslim olmaktan başka bir şey yapamadık, vesselam.