·360 syf.····Okunma: 11 Eylül 2020 22:30 Zecharia Sitchin. 10 kitaplık dünya tarihi serisiyle herkesi şaşırtmıştı, araştırma ve incelemeleriyle de şaşırtmaya devam ediyor bizleri. Toplam 13 bölümden ayrılan bu yazılar da 12. Gezegen kitabı kadar etkileyeci. Hatta o kitaptan o kadar bahsediliyor ki, iyi ki önce o kitabı okumuşum diye de düşündüm. Şöyle bir bölümlere ve neler içerdiğine de hafiften bakalım istiyorum. Ayrıca şunu da belirteyim ki okurken aşırı derecede yorulacaksınız, kolay bir okuma olmayacak hepimiz için de.
1.Bölüm: Göklerdeki Ordu, Sümerler üzerine de sık sık dokunan kitabın ilk bölümde özellikle tabletlerinde keşfettikleri Uranüs ve bunu nasıl tanımlayıp anlattıklarına değiniyor. Dünyanın bir bilinmeyenin keşfi yerine bilinen yeniden keşfini nasıl yaotığını açıklıyor MÖ. 4000 ve MS. 1980li yılları karşılaştırarak aradaki 6000 yılın ne kadar manidar olduğunu anlatıyor.
2.Bölüm: Dış Uzaydan Geldi, bölümünde az evvel bahsettiğimiz 12. Gezegen olaya dahil oluyor. Modern gökbilimi ve keşiflerin aslında binlerce yıllık hikayeyi nasıl desteklediğini anlatıyor. Yörüngemizin tamamlanmasının 3600 yıl sürdüğünden; Güneş, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton ve Dünya ile Ay üzerinden bunların hepsini son şekline sokan Nibiru/Marduk gezegeninden oluşan güneş sistemini açıklıyor. Bunun dışında Neptün’ün keşfiyle devre dışı kalan Bode Kanunu’da değiniyoruz.
3.Bölüm: Başlangıçta, bizleri 17. yüzyıla götürüyor Tekvin kitabının açılış dizelerinden hesaplayarak dünyanın yaratıldığı kesin günün MÖ. 4004 olarak hesaplandığını ve Kitabı Mukaddes’in bile halen bu hesabı yapan Ussher’in kronolojisini taşıdığını; yaratılış metinlerini bir araya getirip 1876’da yayımlayan George Smith’in çalışmalarını, Babil lehçesinde yazılan Akadça Yaratılış Hikayesi mevcudiyetinin saptanmasını ve 1902-1914 arası yapılan kazılarla yaratılış destanının Asurca yazılmış tabletlerinin bulunuşunu anlatıyor. Bu da aslında Sümerlerin yaklaşık 6000 yıl önce bildiği şeyleri modern bilimin 200 yıl kadar geçmişe dönük biçimde açığa çıkarmasını ortaya koyuyor.
4.Bölüm: Yaratılışın Habercileri, oldukça önemli bir bölümdür. 1720lere, Edmud Halley’e götürür bizleri. Yani Halley Kuyruklu Yıldızının peşine. Periyodik olarak saptanması, 1531 ve 1607’de de gözlemlenmesine, 75-76 yılda bir kez gözlemlenmesine, ayrıca her çıktığında bir felaket yaşanmasına ve bunu milattan önceki tarihlere kadar götürülmesine de hayran kaldım.
5.Bölüm: Gaia - Oyulmuş Gezegen, dünyamıza ve oluşumuna değinen bir bölüm. Tektonik plakalar, sular ve karalar üçgeninde gelip gittiğimiz bu metinde oldukça ilgi çekici.
6.Bölüm: Yaratılışın Tanığı, Apollo astronotları tarafından Ay yüzeyinden getirilen taşlardan birinin 4.1 milyar yaşında olduğunun ortaya çıkması ve buna Yaratılış Taşı adı verilmesiyle başlayan, Ay’ın durumunun incelenmesine ön ayak olan, nasıl oluştuğunu inceleyen hatta bir düşünceyle ve etkili bir düşünceyle de dünyanın dönüş hızına bağlı olarak bir çarpma sonucu yahut hızlı dönüş neticesinde dünyadan kopan bir parçanın mı buna neden olduğunu inceliyoruz.
7.Bölüm: Yaşam Tohumu, insanoğlunun bilgiyi arama çalışmaları, karşısına çıkan en büyük gizem olan “YAŞAM” üzerine üretilen teoriler, dünyanın evrimi ve buna dair yapılan çalışmaların herkesin malumu olduğunu ancak hiçbirinin de dünyadaki yaşamın nasıl başladığı, sorusuna cevap veremediğini anlatır. Yalnız mıyız, sorusunun da ötesinde daha temel bir soru vardır aslında. Güneş sisteminde yahut galakside de gerçekten tek miyiz? Açıkçası tek olduğumuza inanmıyorum. Bana öyle geliyor ki yakında Marsta falan hayat da bulurlar. Biz hala 2. el araç kavgası yaparken hem de!!! Bunun dışında Tekvin’de yaratılış konusuna da değiniyor.
8.Bölüm: Ademoğlu - Yaratılan Köle, bölümünde daha çok modern mikrobiyolojinin geldiği noktalar; üreme, gen aktarımı, dna ve rna üzerinden ilerleyen bir bölüm görmekteyiz.
9.Bölüm: Havva Denilen Ana, oldukça ilginç bir bölümdür. İlk kadın Havva, cennetteki hikayeleri, kadınların nasıl ortaya çıktığı, yapılan incelemelerde kadınların tarihi geçmişlerinin nereye kadar götürüldüğü konu ediliyor aslında bu da oldukça ilgi çekici bir konudur.
10.Bölüm: Bilgelik Göklerden İndirildiğinde, adından da anlaşılacağı üzere, insanoğlıu ilk bilgileri nereden edindi, sorusuna cevap arıyoruz. Misal beraber yaşama, hayvan evcilleştirme, konuşmayı nasıl öğrendiğimiz ve yazıya nasıl geçtiğimiz gibi muammaları konuşuyoruz ki çok ilgimi çekti bu. Şu an nasıl konuşup yazacağını bilmeyen, dilimizi katleden bir yığın insan olduğunu gözlemliyoruz.
11.Bölüm: Marsta Bir Uzay Üssü, Benim de inandığım bu görüşe göre Mars'ın yaşanabilir olduğuna karar verildiği, geçmişte de yaşanabilir bir gezegen olduğu, üzerindeki şekiller ve yapılan incelemelerle çekilen yüzey resimlerinin de bunu desteklediği anlatılıyor. Ayrıca yapay bir Mars ortamı oluşturulduğu, bu ortamda hayvanların birkaç saat yaşarken bitkilerin uyum sağladığının görülmesi beni etkiledi. Ancak ne hayvanlar ne de bitkiler üreyemediler. Hoş, üreselerdi şimdi de cennetten arsa yerine Mars'tan arsa satışı yapılırdı.
12.Bölüm: Phobos, oldukça ilgi çekici bir bölümdür. Phobos adlı 2 uzay aracının uzayda kaybolmasının gerçek bir kayıp mı yoksa yok edildiklerine kanıt mı olduğu tartışmasından ufolara, Mars'tan gezegenimize, aranılan bir hayat belirtisi ve bulunursa illa savaş mı olacak gibi konulara bilimsel açıklık getirilmeye çalışılıyor. Ben uzun zamandır evrende yalnız olmadığımıza inanıyor ama bunu kanıtlayamıyorum. Hiçbir şey yok ama kesin bir şey var, durumu. Tanıdık geldi mi?
13.Bölüm: Olacakları Gizlice Beklerken, kitabımızın son ve en uzun bölümlerinden biridir. Yalnızlık ve yalnız olmadığımız vurgusuyla başlıyoruz. Uzaylılar varsa ve çok gelişmişlerse neden iletişime geçmedik sorusu gündeme oturuyor ki haklı bir soru aslında ama. Madem bu kadar gelişmiş bir formdan bahsediyoruz, sürekli ölüm, savaş, istila düşünen bir toplumla belki ileri bir gelişmişlik seviyesi ve savaşın değil barışın huzurunu tatmış bir form iletişime geçmek istemiyordur. Kendi aramızda bile bahsedecek olursak kim savaş olsun, sevdikleri kaybolsun ister ki? Hepimiz yakınlarımızı, sevdiklerimizi kaybettik. Kim bunun acısını yaşamak ister ki sürekli. Hepsi bir yana kaçınız rahatını bırakıp savaş bölgesine gidip orada yaşamayı göze alabilir. Gerçekleri konuşalım arkadaşlar, savaş iğrençtir barışsa bunun tam tersi. Huzurdur huzur. Hele bizim milletimizin oldukça fazla huzura ihtiyacı var.
Böylelikle kitabımız son buluyor arkadaşlar. Gerçekten çok büyük bir emek ve araştırma var. Hayran kalmamak yahut görmezden gelmek mümkün değil.
Böylelikle güzel bir araştırma eserini daha geride bıraktık. Keyifli okumalar, mutlu geceler dilerim..