Afganistan’da Taliban rejiminin hüküm sürdüğü günleri daha çok Khaled Hosseini’nin kitaplarından bilsem de, Atiq Rahimi bu dönemi bambaşka bir açıdan ele alıyor. Rejimin ağırlığı altında ezilen binlerce kadının iç sesi olan bu eser, bilinçaltı anlatım tekniğiyle yazılmış, tek kelime ile sarsıcı bir eser. Okurken nefes almayı unuttuğum,
derinlere daldığım, donup kaldığım, kendime gelemediğim anlar oldu.
İlk olarak televizyon’da filmine denk geldim. Diyalogların neredeyse yok denecek kadar az olması, bunun bir kitaptan uyarlama olduğunu düşündürmüştü. Araştırdıkça, ödüllü bir roman olduğunu keşfettim. Bu kadar kısa olup; toplumun yapısını, kadınların sessizliğini ve savaşın izlerini bu denli derin yansıtan çok az kitap vardır.
Savaş sırasında komaya giren kocasına bakmakla yükümlü, iki çocuklu bir kadın… Dışarıdan gelen silah sesleri eşliğinde günlük bakımını yaparken, bir yandan da bastırdığı duygularını anlatmaya başlar. Konuştukça hafiflediğini, rahatladığını fark eder.
Efsaneye göre Seng-i Sabur (Sabır Taşı) denilen büyük, siyah bir taş vardır. İnsanlar sırlarını bu taşa anlattıkça dertlerinden arınır, iç huzuruna kavuşurmuş. Taş ise bir gün, içinde biriken keder ve acıya daha fazla dayanamayarak çatlar, parçalanırmış.
İşte yatalak adam, kadının Seng-i Sabur’u olur. Kocasının yüzüne karşı söylemeye cesaret edemediği ne varsa, bir bir dökülür dilinden. Ve sonunda öyle bir sır açığa çıkar ki; “taş olsa çatlar” dediğimiz deyimin vuku bulduğu andır.
Kesinlikle okunası bir eser, okuyun beni anlayacaksınız