Adı:
Sabır Taşı
Baskı tarihi:
Nisan 2010
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711534
Kitabın türü:
Çeviri:
Volkan Yalçıntoklu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sabır Taşı
The Patience Stone
Afganistan'da bir evde, basit bir döşek. Döşeğin üzerinde, gözleri açık ama bilinçsiz yatan bir erkek.

Erkeğin başucunda, dua edip tespih çekerek onunla ilgilenen karısı. Dışarıda, sürüp giden savaş.

Kocasının tepkisizliğini fırsat bilen kadının, o güne kadar hep bastırmak zorunda kaldığı kadınlık duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu...

Kocasını, sonunda çatlamasını beklediği sabır taşına dönüştürmesi...

Atiq Rahimi'nin bu sarsıcı eseri, şiirselliği ve temposuyla, daha ilk satırlardan itibaren sarıp sarmalıyor okuru.

Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkeden yükselen isyan çığlığı.
(Tanıtım Bülteninden)
104 syf.
·1 günde·10/10 puan
Afganistan’da kadın olmanın ne demek olduğunu görsel ve yazılı basından az çok takip ediyoruz. “Sabır Taşı” da bu konu üzerine yazılmış onlarca kitaptan sadece bir tanesi ama benim en çok hoşuma gideni oldu diyebilirim. Bu hikâye sadece tek bir kadının değil, uzun yıllardır Afganistan’da Taliban rejiminin ağırlığı altında ezilen binlerce kadının sesi. Sırf bu yönüyle bile bence okumaya değer. İlginçtir ki bilinç akışı ve monolog anlatım tarzıyla yazılan kitap son derece sade ve anlaşılır. Bu anlatım tekniği bir kadının içindeki korkuyu, nefreti, kızgınlığı, pişmanlığı, en gizli sırları ya da cinsel arzuları ortaya çıkarmak için sanırım en uygun araç. Bu sayede yazar kurguladığı karakterleri derinlemesine okuyucuya aktarmayı başarıyor.

Öncelikle kitaba da adını veren sabır taşı hakkında kısa bir ansiklopedik bilgi verelim. Pers mitolojisine göre sırlarını bu taşa anlatanlar dertlerinden kurtulur, bir iç huzura kavuşurlarmış. Taş da günün birinde içinde biriktirdiği keder ve üzüntüden dolayı patlarmış. Yalnız buradaki sabır taşı efsanelerde adı geçen o siyah taş değil; etten ve kemikten, ensesine bir kurşun yemiş, bitkisel hayata girmiş savaş gazisi bir kocadır. Afganistan’da herhangi bir yer. İsimler yok. Belki de yazar kasten isim vermiyor, anlattığı olayları Ayşe'nin, Fatma'nın zimmetine geçirmiyor. Anlatılanları genelleştirmek istiyor da olabilir. Bir kadın için susmaktan, zalim bir koca tarafından duygusal istismara uğramaktan, içindekileri dökememekten daha zor ne olabilir acaba? Aslında bu kitap bu soruya verilmiş bir cevaptır.

Kadın yatalak eşine içindekileri döktükçe rahatlar; toplumsal, evlilik ve dini kuralların baskısından kendisini rahatlamış hisseder. Başlarda çok hafif tonda başlayan sitemler kitabın sonlarına doğru sertleşir ve acımasız bir hale gelir. Yağmalamalar, bombalar ve kurşunlar altında eşinin kendisini duyup duymadığına bile aldırmadan anlatmaya devam eden kadın, içindeki on yıllık nefreti ve kini döker. Aşk ve seks hakkında kendisini hiçbir zaman anlamayan bu adamdan nefret eder, ona şefkat ve saygı göstermez. Kitabın sonunda ortaya çıkan büyük itiraf ise sabır taşını çatlatacak kadar güçlüdür. Son olarak kitabın Fransa’da en saygın edebiyat ödülünü kazandığını hatırlatmadan da geçmeyelim. Sabırla okuyun…
103 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu nasıl bir romandı aklım dimağım şaştı da kaldı böylesi nefis bir anlatım , böylesi bir konu , böylesi ters köşe yatırıma çok nadir denk gelirim yazar aldığı ödülü dibine kadar hak etmiş demem o ki muhtemelen damağımda tadı kalacak kadar hem de layıkıyla etkileyici. Sahafta 5 TL denk geldiğim bu kitaba olur da denk gelirseniz gözardı etmemeniz dileğiyle. :))
DİP NOT : 2008 ~ GONCOURT ÖDÜLÜ
104 syf.
·1 günde·6/10 puan
Savaşın ortasında Afganistan’da bir ev ve ortadoğunun değişmez kaderine mahkum genç bir kadınla sabır taşı olarak ilan ettiği yaralı kocası... Atiq Rahmi okuru bu eve davet ediyor ve isimsiz kadın kahramanın (belki de tüm ortadoğu kadınlarının) gözünden sizi yaşananlara kısa süreliğine ortak ediyor. Sabır taşı olsa çatlar denilen tüm yükün kadın sırtına yüklendiği; dini kendi algısına göre şekillendiren erkek egemen bir toplumun mide bulandıran öyküsünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Öykünün son kısımlarında beni rahatsız eden birkaç ifade olduğunu da burdan belirtmek isterim. Bu sanırım ortadoğudan Avrupa ya da Amerika’ya göç eden müslüman asıllı yazarların genel bir özelliği olsa gerek. Sığındığı ev sahibine topraklarımı,insanımı neden bu hale getirdiniz sorusunu sormadan tüm kusuru kendi coğrafyasında bulması mülteci çoğu yazarın şaşmaz bir özelliği. Buna yaranma ya da kendini kabul ettirme çabası diyebiliriz. Buna rağmen farklı bir öykü tekniği okumak ve Afganistan’da kadın olmak nedir sorusuna küçük bir cevap bulmak adına okumanızı tavsiye ederim.
104 syf.
·2 günde·8/10 puan
"Her din bir vahiyler hikayesiyse, yani gerçeklerin açığa vurulmasıysa, o zaman seng-i sabur'um, bizim hikâyemiz de bir din sayılmalı. Bize özgü bir din!" Bu kitabı anlatan en güzel cümle bunlardı. Kadının iç dünyası hakkında sarsıcı bir anlatım. Asla sabırlı biri olamadım ve okurken kadının sabrı ile sınandığımı hissettim. Atiq Rahimi kesinlikle farklı bir yazar tanışmalısınız.
Afgan kadın şair Nadia Anjuman kocası tarafından şiddetli bir şekilde dövülerek öldürüldüğünde Afganistan’da tarih 4 Kasım 2005’tir, dünyanın her yerinde olduğu gibi.
Ancak dünyanın her yerinde olmadığı üzere Nadia, kadınların varlığını kabul etmeyi erkekliklerine yedirmeyen, kendilerini dinin koruyucusu ilan edip kadınların günah simgesi olduğunu hastalıklı beyinlerine iyiden iyiye yedirmiş olan, kadının kutsallığını kendi cinsel hevesleri uğruna yok etmeyi marifet sayan ve üstüne üstlük müslüman olduğunu iddia eden adamlardan biri tarafından içindeki hayvanı ayan eder bir tarzda öldürüldü. Hala kadın erkek eşittir diye bağırmanın medeniyet dışı bir tavır olduğunu anlayamadığımız bir çağdayız, zira böyle bir şey tartışmaya bile açık değildir. Ancak kadın bedeni görünce kendinden geçen erkekler, suçu kendilerinde aramaktansa kadınları bedensel güzellikleri yüzünden suçlamayı tercih etmişler nedense. Öldürülen kişi, bir şairdir. Ve der ki;

“ Bu köşede kafese kısıldım
melankoli ve hüzünle dolu
kanatlarım kapalı ve uçamıyorum
mademki bir Afgan kadınıyım
feryat etmeliyim “

Dizelerinde her şey o kadar açık ve net ki… Afganistana “özgürlük” götürüldükten sonra da değişen bir şey olmamıştır kadınlar için ikinci sınıf insanlar tarafından ikinci sınıf insan muamellesi görmeye mahkum edilmişlerdir. Ne yazık! Nadia feryat etmiştir ama duyan olmamıştır, sesinin ağıt dolu yankısını;

“Bertaraf edildim her yanda, ruhumdaki şiirli fısıltı öldü
içimde neşenin anlamını aramayın, bütün neşe öldü
eğer gözlerimde yıldızları arıyorsanız,
onlar artık var olmayan bir masaldan ibarettir. “

2008 Gouncort ödülü sahibi yazar Atiq Rahimi yazdığı Sabır Taşı isimli kitabı Nadia Anjuman’a adamıştır. Kitap yalnız bunun için bile okunmaya değerdir. Anlattığı şeyler bize o kadar tanıdık ki, onlara ne kadar yabancı kaldığımızı anlayamıyoruz. Bu yüzden belki en yakınlarımızın en az tanıdığımız insanlar olması. Atiq Rahimi duyarlı bir yazarın yapması gerekeni yapmış ve Afganistanda ya da başka bir yerde geçen ve ensesinden kurşunlanıp bitkisel hayata giren kocasıyla konuşan bir kadının hikayesini anlattığı romanını Nadia’ya çok benzer bir kadın aracılığyla sunmuş bize. Kitaptan fazla bahsetmek niyetinde değilim, alıp okumalısınız. Bir şeyler düzelmeli artık. Yazı sonlarında yazmaya alışkın olduğumuzu şiarı bir kez de burda yazayım ve Nadia’nın bir şiiriyle bitireyim yazımı. İnsan olun biraz, gerçekten ama. Etten, kemikten ibaret değil. Ruhla dolu, fikirlerle, ilkelerle dolu…



“ Gece ve bu sözcükler bana gelir
Sesimin çağrısıyla sözcükler bana gelir


Hangi ateş içimde yanan, hangi suya sahibim
Bedenimden, ruhumun rayihası bana gelir


Bu engin sözcükler nerden gelir bilmiyorum
meltem yalnızlığımı benden uzaklara taşır


bulutların ışığından gelir bu ışık
başka hiçbir arzu yoktur bana gelen


Yüreğimin çığlığı bir yıldız gibi parıldar
uçuşumun kuşu göğe dokunur


çılgınlığım bu kitapta bulunabilir,
söyleme, pirim, bana bir kez bak

sanki hesap günü gibi
kıyamet günü gibi sessizliğim bana gelir


Mutluyum ki bağışlayan bana ipek verir
ve gece boyu, bu mısralar bana gelir



* Şiir çevirileri bana aittir, her hatası benimdir. Şimdiden özür dilerim.
104 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Afganistandasınız. Ama çok da önemli değil nerede olduğunuz. Bir ev, bir döşek, döşekte bilinçsiz yatan bir erkek. Yanında dua okumak zorunda olan bir kadın. İsimleri yok. Gereksiz isimler. Sadece adam kahraman ama bununda bir önemi yok. Kadın sırlarını, yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, bastırılmış duygularını anlatıyor yanıtsız bir adama. Adamı Seng-i Sabır a dönüştürecek. Bu gerekli kadın için. Bütün kadınların sözcüsü o, beynindeki uğultuları dindirmek için anlatıyor. Özgürlüğüne ulaşmak için, iki yüzlü ahlak anlayışlarını haykırmak için, kimin namuslu olduğunu söylemek için anlatıyor. Kendi yokoluşlarının hesabını sormak için, yalan dünyalarını yıkmak için. Elimde olsa herkese bu kitabı okuturdum. Şiirsel bir dil, o kadar az kelimeleyle bu kadar haykırışı bu kadar akıcı anlatan böyle bir roman uzun zamandır okumamıştım. Bir sahnedesiniz ve siz de bu kadınsınız Haykırdıkları tam da içinize dolanlar. Mutlaka ama mutlaka okuyun. Her bir satırı bir destan. İyi okumalar.
104 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhabayeni bir yolculuktayım az önce inme vaktim geldi ve pencereden el sallıyor bana ismini bilmediğim sırdaşlarım,artık onların sırdaşlarıyım#tatkaçıran bilgiler olabilir keyifli okumalarKadın.... Devrin,dönemin, zamanın neresinde olursa olsun en çok zarar gören ve en çok kendi kimliğiyle yargılanan varlık. Kadın... en çok emeği veren zorluğu geçeken fakat sadece cinsel obje gibi davranılan kadın. Biz Kadınlar! Eksik değiliz her türlü yaşantımız bize aittir. Yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı öncelikle kendi gönül rızamızla karar verebiliriz... Kimsenin ahlak bekçiliğine ihtiyacımız yoktur ve asla olmayacaktır. Bizden fazlanız yok ha olan fazlanız ise bizi ilgilendirmiyor bizi eksik kılmıyor. Biz kadınlar yetiştirmede yanlış yapıyoruz. Ve bunu yüzyıllardır değiştiremiyoruz. Bir savaş ve ayaklar altına alınmış kadın....Geçmişiyle yüzleşen bir kadınDokunaklı bir okumaydı ve kızıyorum hemcinslerime kızıyorum,ne zaman bu düzeni değiştireceğiz bilmiyorum... Kısa ama gerçekleri yüzünüze olabildiğince sert vurabilecek bir hikaye✍✍ Sabır Taşı Atiq Rahimi
104 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Afganistan’da bir evde, basit bir döşek... Döşeğin üzerinde, gözleri açık ama bilinçsiz yatan bir er­kek...
Erkeğin başucunda, dua ederek onunla ilgilenen karısı... Dışarıda, sürüp giden savaş...
Kocasının tepkisizliğini fırsat bilen kadının, o güne kadar hep bastırmak zorunda kaldığı kadınlık duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu...
Kocasını, sonunda çatlamasını beklediği sabır taşına dönüştürmesi...
Atiq Rahimi’nin bu sarsıcı eseri, şiirselliğiyle ve temposuyla daha ilk satırlardan itibaren içine alıyor okuru.
Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkeden yükselen isyan çığlığı...
104 syf.
Bir dönem Afganistan'da görev yaptım belki de o yüzden orta doğu konulu kitaplar beni çok etkiler... yaşantılarını bildiğim insanların hayatlarına bir de dışarıdan bir gözle bakabilmek beni heyecanlandırır. Doğduğun coğrafya malesef kaderin ve bana sorarsanız en kötü kader ortadoğuda kadın olmak!!! romanımız ödüllü, yalın diliyle Afganistan'da kadın olmanın, çocuk olmanın, törenin,alışkanlıklarının detaylarından bahsediyor. İçiniz burkularak okuyacağınıza eminim. Keyifli okumalar...
104 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Dini yanlış yorumlayan ve ataerkil bir kesime ait talihsiz bir kadının bulduğu "fırsat" tan istifade ederek içini dökmesi...

Son zamanlarda hiç bu kadar sarsıcı bir kitap okumamıştım diyebilirim. Yer yer müstehcen ayrıntılar içermesi dışında gerçekten kulak verilesi bir isyan...

Kadın olmak, benlik saygısı, "namus" kavramı tanımı ve kadının içinde bulunduğu toplumun bunu algılayışı, kadına yönelik "sağırlık"

(Ve ne kadar şanslı olduğumu farkedip, anne babamın ufak hatalarının gözümde eriyip yok olması :D)

Anlatılmaz okunur... Saygılar efendim
Neyse uykum geldi
104 syf.
·3 günde·8/10 puan
Kitabı okuyalı belli bir süre geçmesine rağmen iki gündür olaylar gözümün önünden akıp geçiyor. Kendimce kadının neler hissettiğini yakalamaya çalışıyorum. Bu durumu çevremdeki insanlar üzerinde de gerçekleştirdiğim sıklıkla oluyor. Her neyse kitaba geçeyim, baş karakterimiz bir kadın. Evlendikten sonra kocasını savaşa gönderen ve kocasının savaşta aldığı yara nedeniyle bitkisel hayata girmesini ve bu süreçte yaşadığı duygu ve hisleri anlatıyor. Kocasından yanıt alamayışının dramını yaşıyor. Kocasını savaşa gönderdiğinde de yoktu, savaştan geldiğinde de yoktu!! Bir taraftan savaşın saçmalıklarını anlatırken diğer taraftan doğu medeniyetindeki aile yaşamından bizlere ipuçları veriyor. Yani yazar bir kadın gözüyle eşlerin varlığını sorguluyor gibi sezinledim. Kadın, bir ölüden farksız olan kocasına söyleyemediği ne varsa haykırarak söylüyor, diğer taraftan da yapmayacağım dediği şeyleri de yaparak yalnızlığını doldurma çabası içine giriyor. Bazı noktalara semboller koyan yazar okuyucunun kendisini anlamasını istiyor. Bir kadının yalnızlığını.Roman oldukça kısa, öz ve akıcı. Diğer taraftan kadının iç dünyasını yansıtışı ise başarılıydı. Keyifli okumalar…
104 syf.
·Puan vermedi
Sabır Taşı, @canyayinlari . . Henüz on yedi yaşında iken hiç tanımadığı, hiç görmediği, cihat için savaşan bir adamla evlendirilen kadın, kocası savaştan döndükten ve boynunda bir kurşunla yatalak olduktan sonra kocasını savaş sürerken koruyor, besliyor ve iyileşmesi için sürekli dualar okuyor.

Kadın adamla konuşuyor ama adam cevap veremiyor.

Kadın,adamın durumunu fırsat bilerek sırlarını açıklamaya başlıyor adama. İçinde kalanları dökmeye, kendi ailesinin ve adamın ailesinin yaşantısına etkilerini anlatıyor. Adam cevap veremiyor.

Kadın, adamın ve kendisinin cinsel durumlarını, hazlarını, tutkularını anlatıyor. Kız çocuklarını, kendisine kısır denmesini anlatıyor. Adam cevap veremiyor.

Kadın, adamı Seng-i Sabur ediyor. Adam çatlayana kadar sabır taşına anlatmaya devam ediyor kadın. Tüm sırlarını açıklayıp içindeki huzursuzluğu giderene kadar anlatıyor kadın.
Kızım, bu masalın mutlu bir sonla bitmesi için, tıpkı gerçek hayattaki gibi, bir kurban gerekir.Başka bir şekilde ifade edersek, birinin felaketi.
Bu da benim kanım, temiz!

Âdet dönemindeki kanla temiz kan arasında ne fark var?

Âdet kanından tiksinti duyulacak ne var?

Sen bu kandan doğdun!

Senin kanından daha temiz!
Atiq Rahimi
Sayfa 33 - CAN Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sabır Taşı
Baskı tarihi:
Nisan 2010
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711534
Kitabın türü:
Çeviri:
Volkan Yalçıntoklu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sabır Taşı
The Patience Stone
Afganistan'da bir evde, basit bir döşek. Döşeğin üzerinde, gözleri açık ama bilinçsiz yatan bir erkek.

Erkeğin başucunda, dua edip tespih çekerek onunla ilgilenen karısı. Dışarıda, sürüp giden savaş.

Kocasının tepkisizliğini fırsat bilen kadının, o güne kadar hep bastırmak zorunda kaldığı kadınlık duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu...

Kocasını, sonunda çatlamasını beklediği sabır taşına dönüştürmesi...

Atiq Rahimi'nin bu sarsıcı eseri, şiirselliği ve temposuyla, daha ilk satırlardan itibaren sarıp sarmalıyor okuru.

Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkeden yükselen isyan çığlığı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 266 okur

  • Nazan
  • Keşke kitaplar da bizi okusa...
  • Merve Öner
  • Sinem Nur
  • Aysel Mamedova
  • brahimm
  • Gönül Ayaz Badem
  • Wathashi İrem
  • Filiz
  • sevgi tobak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29 (29)
9
%22 (22)
8
%23 (23)
7
%17 (17)
6
%2 (2)
5
%5 (5)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1 (1)