·180 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Temmuz 2019 22:59 Türk edebiyatında, edebî değeri yüksek olan eserler çoğu zaman önceliğim ve en sevdiğim olmuştur. Ancak öte yandan büsbütün toplumsal konulara yönelen, yalnızca halka hitap eden Ahmet Mithat Efendi ve Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi yazarlar ise en sevdiğim yazarlar arasında olmuştur.
Ahmet Mithat Efendi'nin kendisinden de izler taşıyan, yaşamıyla paralellik gösteren Felâtun Bey ile Râkım Efendi kitabını uzun zaman önce okumuştum ve çok beğenmiştim. Kitaplığımdaki bu pek güzel kitap gözüme çarpınca neden incelemesini yapmadığımı düşündüm ve yapmaya karar verdim.
Kitap, genel hatlarıyla batılılaşma eşiğinde olan 19. Yüzyıl Osmanlı'sındaki yanlış batılılaşma konusunu ele alıyor. Bu konu, birbirine zıt iki tip üzerinden işleniyor: Felâtun Bey, Râkım Efendi. Bunlara karakter değil de tip diyoruz çünkü çok keskin biçimlerde ayrılmışlar: iyi ile kötü, doğru ile yanlış, çalışkan ile tembel, alaturka ile alafranga, ideal olan ile ideal olmayan...
Felâtun Bey bu kitapta kötü olan her şeyi simgelerken Râkım Efendi iyi olan her şeyi simgeliyor. Bu tipler bir araya geldiklerinde kültür çatışması yaşanıyor. Kitap boyunca Felâtun'un rezilliğini ve Râkım'ın yetkinliğini göze çarptırıyor yazar. Kitapta bu iki tipin perspektifinde gerçekleşen komik olaylar bizleri güldürürken aynı zamanda da düşündürüyor.
Bu kitabın Ahmet Mithat Efendi'den izler taşıdığını söylemiştim, evet, kendisini Râkım Efendi ile özdeşleştiriyor yazar. Zaten kitap oldukça taraflı yazılmış ve Felâtun Bey'den çok Râkım Efendi'ye rastlıyoruz kitapta. Yazar bir bakıma "Şu adamın rezilliğine bir bakın önce, sonra gelin size ideal olanı göstereyim." diyor ve kitabın büyük çoğunluğunda Râkım Efendi'yi, yani kendisinin kitaptaki gölgesini anlatıyor.
Kitabın olumlu tarafları bence şunlar: hem güldürüp hem düşündürmesi, yazardan derin izler taşıması, o dönemin oldukça önemli bir toplumsal sorununa değinmesi, sürükleyici olması ve sıkmaması.
Olumsuz tarafları ise tamamen edebî açıdan ama zaten yazarın bir edebî kaygı taşımadığını, tamamıyla toplumsal kaygı taşıdığını biliyoruz. Tanzimat Dönemi romanlarının geneli bu kaygıyla yazılmıştır ve romantizm unsurları hakimdir. Göze çarpan en belirgin olumsuz taraf, yazarın okuyucuyla devamlı sohbet havası içerisinde olması ve olaylar yaşanırken sık sık araya girip dikkati kendisine çekmesi. Heyecan içinde olayları okurken birden yazar bir yorum yapıveriyor ya da konuyu başka bir yere çekiyor ve neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Bu şahsen beni hiç rahatsız etmiyor, aksine hoşuma gidiyor ama bazı kimseleri rahatsız edebilir tabii.
Özellikle o dönem için çok faydalı, çok eğlenceli ve çok düşündürücü bir kitap bu. Kitabı okumaya başladığınız anda kitaba kapılıveriyorsunuz ve geçen saatlerin ardından bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Sayfa sayısı çok değil zaten, 174 sayfa. Bence okunması gereken ve okunduğunda pişman olunmayacak kitaplar arasında yer alıyor. Değerli Ahmet Mithat Efendi'nin hatrına bile okunur.
Oldukça detaylı bir inceleme oldu, buraya kadar okuduysanız teşekkür ediyor ve kitabı okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyacaklara ise şimdiden keyifli okumalar diliyorum.:)