Felâtun Bey İle Râkım Efendi (Günümüz Türkçesiyle)

·
Okunma
·
Beğeni
·
15.866
Gösterim
Adı:
Felâtun Bey İle Râkım Efendi
Alt başlık:
Günümüz Türkçesiyle
Baskı tarihi:
13 Eylül 2018
Sayfa sayısı:
180
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052955826
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Felâtun Bey İle Râkım Efendi

Felâtun ve Râkım yakın muhitlerde, biri alafranga özentisi bir babanın elinde, diğeri babası ölünce zor koşullarda, anne ve dadısının fedakârlıklarıyla büyümüş yirmili yaşlarda iki arkadaştır. Felâtun Bey şık giyinmenin, gezip tozmanın peşinde, Batı özentisi bir tiptir; Râkım Efendi ise çalışkan, kendini yetiştirmiş, Doğu ve Batı kültürlerini özümsemiş biridir. Ahmed Midhat Efendi birbirine bütünüyle zıt bu iki tipi çeşitli olaylar içinde, kimi zaman oldukça mizahi bir dille karşılaştırarak ideal bir tip yaratır. Yazarın yaşamöyküsüyle paralellikler de taşıyan roman, Batılılaşma eşiğindeki toplumun meselelerini bu yeni kültürü sindiremeyen alafranga züppe tipiyle ortaya koyar.

Ahmed Midhat Efendi (1844-1912) Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Midhat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmed Midhat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
200 syf.
·30 günde·Beğendi·8/10
Pek çok kez niyetlenip de okumaya yeltenemediğim bir kitap olmasına karşılık bir o kadar da merak ettiğim romandı kendileri. Kitap başlar başlamaz karakterler ve konu sizi olayların içine çekiyor.

Yanlış batılılaşma konusu Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinin ruhunu yansıtacak biçimde işlenmiş. Felatun Bey zengin, züppe bir tiplemedir. Yanlış batılılaşmayı temsil ediyor. Polini adındaki Fransız kadınına servetini harcıyor ve her şeyini kaybediyor. Rakım Efendi ise tam bir Osmanlı beyefendisi. O dönem aydınının ideal tipidir. Felatun Bey’in zıttına, doğru kararlar alarak zenginleşiyor ve aşkta da kazanıyor. İyi ile kötünün çarpışması sentezlenmiş, batılılaşmayı yanlış anlayanlar alaya alınmış.

Notre Dame’ın Kamburu eserinde Victor Hugo’nun yaptığı gibi Ahmet Mithat Efendi de sürekli araya girip konunun akışını bozmuş. Üstkurmacalık denilen bu olay, okuyucuyu konudan uzaklaştırır, romanın doğallığını bozar. Olayların bir kurgu olduğunu okuyucuya hissettirmek onu rahatsız eder. Üstkurmaca kulağa hoş gelmez.

Yine Notre Dame’ın Kamburu kitabında Quasimodo’ya (kambur) fazla yer verilmemesi gibi bu kitapta da Felatun Bey’e fazla yer verilmemiş. Halbuki Ahmet Mithat Efendi, romanın bir bölümünde, “Hikâyemizin yarısına ortak olan bir kişi.” demiş Felatun Bey için. Bu noktada kitabın ismi farklı olabilirdi diye düşünüyorum ya da: “Adam bırak şu zevk ve eğlence düşkününü be! O şımarığı bu hikâyeye hiç katmamalıydın bile.”
176 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhabalar, bu yazıda sizlerle Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi romanı hakkında edindiğim bilgiler ve izlenimler ile ilgili bir iki bir şey paylaşmak istiyorum.

Felâtun Bey ve Rakım Efendi romanı Ahmet Mithat’ın toplumsal sorunlara değinen romanları arasında en ilginç olanıdır ama bu romanın sanatı bakımından en iyisi olduğu için değil; batılılaşma sorununu alafranga züppe tipini sergileyerek ele alması ve Türk romanında uzun yıllar kullanılan bu tipi ilk işleyen roman olmasındandır.

Romanlanda batı hayranı yozlaşmış Alafranga insanların Tanzimat’takilerden büsbütün farklı olduğunu öğreniyor, yazarların politik ve ekonomik koşulların değişmesi ile yeni bir toplum profilinin oluşmasına, aşırı batılılaşma sorununa yaklaşımlarının ideolojik bakımdan nasıl geliştiğini gözlemleme imkanı buluyoruz.

Bu hikaye, Alafrangalığa özenti züppenin kılık kıyafetinin ve davranışlarının gülünçlüğünü ikinci planda bırakarak Felatun Bey ile Rakım Efendinin temsil ettikleri tembellik ve israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındaki zıtlığı konu etmesi yanı sıra Tanzimat Dönemi Edebiyatı'mızın tipik özelliklerini bünyesinde barındırmıştır.

Romanımızın özetine geçmeden önce az yukarıda bahsi geçen Tanzimat Dönemi edebiyatımızın özelliklerine şöyle yüzeysel bir bakış atıp, bilgilerimizi tazelemek ister misiniz?!

Bildiğimiz manadaki öykü ve roman türleri ülkemize Tanzimat Döneminde sızmaya başlamış, çeviri ile başlayan bu süreç, taklitler ile devam ederek gelişmiş ve kimliğini kazanarak günümüze gelinmiştir.
Ancak alışılagelen eski dil kullanımı Batı romanına uygun değildi ve batı kültürü ile Osmanlı kültürü arasında ki ahlak farkıydı bu çevrilecek eserlerde olduğu gibi yerli eserlerde de başlıca sorunu oluşturdu. Toplum kültür ve ahlakını muhafaza etmek adına bu hikayeler Müslüman ahlakına ters düşmemeliydi...

-Tanzimat edebiyatı öykü ve romanında olaylar günlük yaşamdan veya tarihten alınmış olması ya da olabilir izlenimini bırakması zorunlu olmasa da gerekliydi.

-Daha ilk eserlerden başlayarak, Tanzimat edebiyatı öykü ve romancıları ikiye bölünerek; bir kısmı halka (Ahmet Mithat, Emin Nihat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım), bir kısmı aydın kişilere (Namık Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi tercih etmişlerdir.

-Halka seslenen yazarlar sade dille, aydın kişilere seslenen yazarlarsa yabancı sözlük ve dil kuralları ile yüklü bir dille yazmışlardır.

-Eserler genel olarak, duygusal, acıklı konular üzerine kurulmuştur. Öykü ve romanında: "tutsaklık"; zorla yapılan evliliklerin doğurdu acı sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farkların karşılaştırılması; kadın erkek arasında ki ilişkilerde değişik ortamlarda gelişen evlilik, aşık olma temaları okurun duygularını sömürmeye yönelik detaylar içermiştir.

-Dönemde yetişen romantikler ise romanın dokusunda;
Tesadüfi karşılaşmalara yer verilmiştir. Sırası düştükçe, olayın yürüyüşü durdurulmuş, roman aracılığı ile bireyi eğitme ve toplumu düzeltme amacı gözetilmiş; bunun için de siyaset, din, ahlak, felsefe v.b. ile ilgili düşünce ve bilgiler okuyucuya aktarılmıştır.
Kahramanlar çoğu zaman tek yönlüdür. İyiler tamamen iyi, kötüler de tamamen kötüdür ve olayların sonunda, çoğu zaman iyiler ödüllerini, kötüler ya da suçlular cezalarını almıştır.
İlk görüşte aşık, yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılmıştır.

-Tanzimat'ın realist ve natüralist yazarları ise gözleme önem verilmiş, nedenlerle sonuçlar arasında bağlar aranmış, olağanüstü olaylar ve kişiler bırakılmış, anlatılan her şeyin olabilir izlenimini bırakmasına dikkat edilmiştir. ( https://www.turkedebiyati.org/...ti_hikaye_roman.html )

Romanımıza geri dönecek olursak...
Batılı olmayı şık giyinmek, Beyoğlu’nda eğlenmek, gösteriş yapmak olarak anlayan Felatun Bey, alafranga özentileri olan, züppe bir tipi temsil eder, çevreye karşı gülünç durumlara düşen, iki baş kahramanımızdan kötü olanıdır. Felatun’un karşısında ise az çok ideal Osmanlı Beyefendisi diyebileceğimiz Rakım efendi suretinde Ahmet Mithat'ın kendisi vardır. Yeniliklere açık, çalışkan, gerçekçi bir tip olarak betimlenmiştir.

Yazar iki birbirine zıt karakteri benzer durumlarla karşı karşıya getirir ve kişilikler arasındaki farkı belirtir. Önce Felatun’un nasıl yarım yamalak bir eğitimle, eğlenceye alafranga tarz yaşama düşkün, tembel bir adam olarak yetiştiğini, sonra da Rakım’ın fakir annesi ve dadısı tarafından nasıl büyük fedakarlıklarla büyütülüp okutulduğunu anlatılır. Rakım'ı mantık, fıkıh, farisi, Fransızca, kimya, coğrafya, tarih gibi alanlarda bilgi sahibi ciddi akıllı bir genç olarak betimler.
Bir İngiliz ailesinin dostu olan karakterler çeşitli vesilelerle bir araya gelirler. Felatun cahilliği , ahlaksızlığı ve korkaklığıyla alay konusu olurken Rakım'ın bilgisi ve beyefendi duruşu çevresinin beğenisini ve takdirini kazanmıştır.
Rakım, zaman içerisinde itibar kazanan, övülen, yavaş yavaş maddi durumunu düzelten, başarıya ulaşan ve cariyesi Canan ile evlenerek mutlu bir aile adamı olurken, hovarda Felatun sonunda beş parasız kalır ve güç bela mutasarrıflık bularak İstanbuldan ayrılır...

Kitabın amacı israfın ve hesapsızlığın neden olacağı felakete ve buna karşılık, çalışarak para kazanmanın tutumlu yaşamanın getireceği mutluluğa işaret etmektedir... ben öyle düşünüyorum :) Ya siz?

Türk Klasikleri arasında yer alan bu ciddi eseri mutlaka okumalısınız! Keyifle..

Şehir Tiyatroları oyun programı:
https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/Activity/Detail/176
200 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Yazarın yaşadığı dönemde “Batı’yı yanlış anlama, alafrangalaşan hayat, Doğu-Batı çatışması, yaşadığı toplumun kültürüne yabancılaşma, yozlaşma” teması en çok işlenen konudur. “Felatun Bey ile Râkım Efendi” de bu minvalde yazılmış bir roman.

Eserin isminde kullanılan “Bey” ve “Efendi” sözcükleri de anlaşılacağı gibi iki ucu temsil etmektedir. Batı’yı yanlış anlayan züppe “Bey” in karşısında özünden kopmayan gerçek bir münevver “Efendi”. Yalnız, burada Râkım Efendi’yi tam bir Osmanlı zannetmeyin. Gerektiğinde rakısını da içen, kölesine Fransızca eğitimi veren, piyano dersi aldıran, hatta tuttuğu piyano hocasıyla da gayrımeşru bir ilişki yaşayan ama her daim dürüst, çalışkan, taklitçi bir maymunluktan uzak, özverili, doğu edebiyatını da batı edebiyatını da iyi bilen bir münevver. Buradan hareketle Ahmet Mithat Efendi’nin medeniyet çatışmasına çözümü için orta bir yol diyebiliriz. Râkım Efendi’nin karşısındaki “Felatun Bey” namıdiğer “Platon” köksüz ve züppe bir tiptir. Yazar olumsuzun karşısına koyduğu olumlu tiple okuyucusuna mesajını iletmeyi hedeflemiştir.

Yaşadığı dönemde en önemli gazete olan “Tercüman-ı Hakikat”i çıkarmış Ahmet Mitat Efendi’nin dilde sadelikten yana olduğunun en önemli delili bu eserin sanki günümüz diliyle yazılmışçasına kolay okunurluğudur.

Keyifli okumalar...
200 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Tanzimat döneminde batililasmayi farklı yorumlayan alafranganin esiri batı beyi Felatun beyle alaturkanin çalışkan, olgun, ilim irfan sahibi Rakım efendi..Ahmet Mithat Rakım efendinin çevresindeki kızları efendiliği ile büyüledigini anlatırken ara sıra üçüncü kişi gibi araya girip tavsiye ve ikazlarda bulunması yerindeydi.
Roman gayet güzeldi fakat bu dönem romanlarında genel olarak hikayenin bitişini beğenmiyorum(haddim olmayarak) daha iyi bitirilebilirmiydi acaba bu roman..daha fazlasını yorumlamak edebiyatçıların işi..
176 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Roman aynı yaşta aynı okullarda büyüyen birisi zengin diğeri fakir; birisi Alafranga diğeri Alaturka yaşayan iki insan üzerinden yanlış batılılaşmanın sakıncalarını irdelemektedir. Bu roman bir yandan Batı uygarlığını şekil olarak izleyen zenginlerin uçuruma düşünşünü, diğer yandan kendine sahip çıkmayı bilen yoksul bir Osmanlı gencinin yükselişini konu edinmektedir.
(ALINTI)
180 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
1875 yılında yazılmış Türk edebiyatının ilk romanları arasında sayılan bir kitap; Felatun Bey ile Rakım efendi.
Romantizm akımının etkisinde yazıldığına şüphe yok. Ayrıca, Tanzimat Edebiyatı'nın genelinde olduğu gibi, yanlış batılılaşmayı göz önüne sermeye çalışmış. Alaturka ve Alafranga arasındaki çatışmayı, iki ana karaktere güzelce yedirerek anlatmış.
Akıcı bir dili, okuru sıkmayan ve yormayan bir yapısı var. Anlatıcı, okurla sohbet ediyor gibi yazmayı tercih etmiş. Sorular sormuş, cevaplar vermiş ve sıklıkla konu hakkındaki görüşlerini dile getirmiş. Bu anlatım tarzı benim hoşuma gitse de, fazla müdahaleden haz etmeyen okurları rahatsız edebilir.
Bazı bölümlerde diyalogların fazla olması ve çok yoğun olmayan betimlemeler sebebiyle, ara ara bir tiyatro metni okuyormuşum gibi bir hisse dahi kapıldığım oldu.
Hikaye, batı hayranı Felatun ile daha alaturka yaşamayı tercih eden Rakım arasındaki zıtlıkların anlatılmasını konu alıyor. İki karakterin benzer olaylar karşısında verdiği tepkileri ölçüyor. Ancak burada şunu söylemek gerek, her ne kadar iki karakter üzerinden anlatılsa da; Rakım'a daha fazla ağırlık verilmiş durumda. Bu da bende, yazarın alaturkaya eğilimi olduğu kanaati uyandırdı. Rakım, hikaye boyunca çok daha fazla göz önünde tutulmuş ve anlatıcı açıkça Rakım'ı takdir ettiğini belli etmekten çekinmemiş.
Bunların yanı sıra, Tanzimat Dönemi Osmanlı'sını çok güzel yansıtan, özellikle de günlük hayatı net şekilde göz önüne seren bir hikaye. İçinde az miktarda aşk da bulabileceğiniz bu romanı, Tanzimat Edebiyatı meraklıların keyifle okuyacağına inanıyorum.
200 syf.
İçinde yanlış batılaşmayi cok iyi konu edinmişolan bir kitap...
Felatun bey tamamıyla Türk usullerinden kopmuş geleneklerini unutmuş
tamamiyle batılasmayanları küçümseyen zengin bir insandır...
Rakım ise fakir ama Türk geleneklerini yaşamayı bilen bir insandır..
Felatun, bir kızın peşine takılarak bütün zenginliği harcar ve bitirir.
Ve memur parasıyla çalişir
Rakım ise evine aldığı cariye olan Canan ile evlenir vemutlu olur...
200 syf.
·9 günde·6/10
Batının “ahlaksızlığını” alan Felatun Bey ile “İlmini ve bilimini” alan Rakım efendinin abartılı didaktik maceraları.

Yazar ( Ölümünün bile üzerinden yüz küsur yıl geçmiş birinden “yazar” diye bahsettiğimde sanki lise arkadaşına hitap eden ergen saygısızlığı sergiliyormuşum gibi geldi bir an. Okul müdürüne naptın müdür demek gibi. Neyse bu meramımda da kifayetsiz kaldı cilveli kelimeler…) okuyucuya direkt olarak sesleniyor, bir şey anlatıyor sonra o şeyi neden anlattığını anlatıyor, bununla da kalmıyor, düşünmek gibi dünyanın en yorucu işini yapmayasın diye , sana anlaman gerekeni altını çize çize ayrıca anlatıyor.

Araba Sevdası romanını bu kitaptan daha önce okuyangillerdenseniz, Araba Sevdası’nın anti kahramanı Bihruz Bey ile bu kitaptaki Felatun Bey’in aynı kalıptan çıkmış olduğuna tanık olacaksınız.

Ancak anti kahramanımızın karşısında bu sefer; sütten çıkmış ak kaşık karakterine sahip, boynu bükük, tabi ki “fasfakir” , hem öksüz hemi de yetim, Küçük Emrah kadar olamasa da daha sonra hem maddi hem de statü olarak yükseklere çıkan Rakım Efendi var. ..

Ama yanında da şike var. Yazar bariz bir şekilde Rakım Efendi’yi anasının kuzusu gibi sevip överken; Felatun Bey’i, öyle bir karikatürize ediyor ki evlat olsa sevilmez sıfatının vücut almış haline çeviriyor, doymuyor, şeytanın yancısı gibi gösteriyor…

Hal buysa, kahpe feleğin düzeninde elden tek bir şey geliyor…Yazarı tarafından hor görülen, kendisine üvey evlat muamelesi yapılan, örselenen tüm “ Eflatun Bey”lere ve son olarak da tüm itirazı olanlara gelsin efenim...

https://www.youtube.com/watch?v=woRu3rz7wp0

( Bu yorumu şu şekilde de yazabilirdim. “Bu kitap 1875 yılında yazılmıştır nokta”. Açık büfe beğendiğinizi alın. Latife bir yana, zevk alarak değil ama, ülkemizde romanın gelişmesi açısından bir mihenk taşı olduğundan, saygıyla okunması gereken bir eser)
223 syf.
Ahmet Mithat'ın ince bir mizah anlayışına dayalı hoş bir üslubu var aslında. Ama çok konuşuyor. Aşırı rahat. Roman tekniğine dair hiçbir şeyi umursamıyor. ''Ya şimdi onu bırakın da size biraz şundan bahsedeyim'' diye alakasız bir konuya atlayabiliyor. Böyle davranması romanın nasıl yazılacağına dair bilgisizliğinden kaynaklı değil bence. Sadece umursamıyor. Kendine böyle bir tarz tutturmuş, Tanzimat aydınının çoğu gibi konuşmak istiyor, yüzyılların birikmiş suskunluğunu atmak istiyor. Anlattığı konuda da aynı şekilde bakabiliriz. Batıyı gayet iyi biliyor ama doğunun kendine has özelliklerine de tutkuyla bağlı. Batıyla barışık, asla kavga halinde değil ama kendi bildiği, alışkın olduğu tarzı terk etmek konusunda da bir baskı hissetmiyor üstünde. Kendine oldukça güvenen bir yapısı var. Eleştirisini de bunun üzerine kurmuş: Üzerinde baskı hisseden, alafrangalığa özenen, kendine güvensiz insanları yanlış buluyor. Bu yanlışlığı açıkça ortaya koyabilmek için de karşıtını oldukça karikatürize ediyor. Kimsenin hiçbir şekilde Felatun Bey ile özdeşlik kurmasına izin vermiyor -her ne kadar romanda bunun aksini iddia etse de-. Özdeşliği geçtim, ufacık bir sempatiyi bile çok görüyor.

Tanzimat romanındaki yanlış batılılaşma mefhuma aslında bir loser-winner kapışması gibi geliyor bana. Batılı olduğu iddia edilen ya da öyle zannedilen tipler hep beceriksiz, tembel, bilgisiz kişiler oluyor. İtiraz batılılaşmaya değil zaten. Bu romanlardan batılaşma karşıtlığı çıkarmak çok yanlış olur. Onda hiçbir soru işareti yok. Batılılaşma tek gerçek ve mecburi. Aslında aşırı servet tüketimi, har vurup harman savurma, tembellik vs eleştiriliyor. Aslında tipik aristokrasi eleştirisi. Tabi bu eleştiri büyük ve gizlenemez bir kinle yapılıyor. Bu kinin sebebi, Tanzimat döneminde kalemlerde çalışan aydınlar çoğu zaman aylıklarını eksiksiz ve zamanında alamazken, kimi paşa torunlarının yalılarda orada burda gününü gün etmesi olsa gerek. Reeldeki kızgınlığını kurguda çıkarıyor. Misal, Felatun Bey'i hiçbir kadın beğenmezken Rakım Bey'e erkek kadın herkes aşık. Her şeyin en iyisi o.

Batıda, aristokrasinin aşırı kibarlığını eleştiren o ilk dönem eserlerine benzetiyorum biraz, bizdeki bu romanları. Yani aslında batılılaşma iddiasındaki tipler, gelmekte olanı değil geçmekte olanı temsil ediyor. Kaybetmeye mahkumlar.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Felatun Bey ile Rakım Efendi, Tanzimat Dönemi yazarlarından Ahmet Mithat'ın döneminde yazdığı önemli bir eserdir. Kitapta,
alafrangalık ile alaturkalığı bu iki insan üzerinden sıkmayarak anlatmış. Batı'ya olan özentiliği Felatun Bey karakteriyle, geleneklere bağlılığı ise Rakım Efendi karakteri ile tasvir etmiş. Edebiyatımızdaki güzel eserlerden okumanızı öneririm
180 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Türk Edebiyatı sen geçmişten geleceğe ışık tutan bir fener misin? Bayılıyorum ya !! Her Türk klasiği okuyunca daha çok okumak istiyorum çünkü arada neredeyse bir asır var ama vermek istedikleri mesaj hala bugün için geçerli. İş bankası yayınlarına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum bu seriyi bizlerle buluşturduğu için.

Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arada bir asır var sadece isim farklı toprak aynı, insan aynı, duygu aynı sadece değişen isim. Sorunlarımız da aynı kafa yapılarımız da aynı. Özellikle Doğu ile Batının tezatlığı bitmek bilmedi. Bu iki kutbu bir türlü harmanlayıp bir arada yaşayamadık.

Batılılaşmayı yanlış anlayıp batıyı istemeyerek kötü bir şekilde gösteren "Yanlış Batılılaşma" olayını ortaya çıkaranları eleştiren Sayın Ahmet Mithat'ın ruhu şad olsun.

Felatun Bey ile Rakım Efendi kullanılan sanılardan anlaşılacağı gibi iki kutbu eleştirmiş. Felatun Bey zengin , züppe ve kendi egosunu tatmin eden yanlış batılılaşmayı temsil eden karakterimiz tabi onun nasıl biri olduğunu göstermek için karşısına zıt bir karakter olan Rakım Efendi konuluyor.

Rakım Efendi demişken onu tam zıttı sanmayın. O sadece eğitim ve karakter olarak zıt bir kişidir. Aynı muziplikleri o da yapar lakin usulü erkanınca yapar. Çünkü Rakım efendi batının faydaları alarak doğru bir şekilde doğu ile batıyı sentezliyor. Ama bir yandan tam bir efendi değil dedik ya ikisinde yaptığı muziplikler benzer ama biri karakterinden dolayı diğeri kadar sırıtmıyor. Yazar Rakım efendi karakteriyle Doğu-Batı tezatlığı için ortak bir uzlaşma bulmaya çalışmış. Felatun Bey'in karşısına bu yüzden çıkarmış.

Yazar yanlış batılılaşmayı 2 farklı karakterle ile değil yanlış ve olması gereken diyebileceğimiz karakterlerle ve Üstkurmaca tekniğiyle çok güzel anlatmış.
180 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Merhabalar.🤗 Çok tatlı bir Türk Edebiyatı Klasiği okudum. Öncelikle günümüz Türkçesine enfes uyarlayan Emrah Balcı'ya teşekkür ederim. Lise yıllarımda Türk Edebiyatıyla tanışıklığım oldu fakat çevirinin ne kadar önemli olduğunu bilmediğim için hemen küsmüştüm. Bu kitapla birlikte barışmış olduk.
*
Kitabı okurken Osmanlı konulu dizilerden birkaç bölüm izlemiş gibi hissettim. Romanımızın iki kahramanından biriyle "Hazıra dağ dayanmaz.", diğeriyle de "Emek olmadan yemek olmaz." atasözlerimizin ispatını okuyoruz. Yazarımız ahlâklı olmanın mükâfatı ve güzelliğini de gözümüze sokuyor her sayfada. Ayrıca zaman zaman okurla konuşması, içimizi okur gibi bize cevap vermesi de çok hoşuma gitti.
“Böyle bir hastalığa yakalanan kimse ne olur bilirsiniz ya. Günden güne sararır, solar, zayıflar. İşte Can da o hale geldi. Felatun Bey’in de demiş olduğu şekliyle havuç ve hatta pancar gibi olan o gürbüz İngiliz kızı, ayva gibi de değil, belki patates kadar renksiz oldu kaldı. Dudakları dertli koyunların akciğerleri gibi olmuştu. O mavi gözler çukurlaşıp köhne firuzeye dönmüştü.”
Ahmet Mithat
Sayfa 132 - Olympia Yayınları
Felâtun: ... Şu matmazeller için söylüyorum. Seni ağızlarından düşürmüyorlar da! Kadınlara çatmak da sana has bir başarı. Canına yandığım! Ben ne yapsam yaranamayacağım vesselam.
Râkım: Öyleyse ben size bir akıl vereyim.
Felâtun: Vallahi iyilik yapmış olursunuz.
Râkım: Ben kadınlara asla yaranmak arzusunda bulunmadığım için beni seviyorlar. Eğer siz de bu durumda olursanız daha çok başarıya ulaşabilirsiniz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Felâtun Bey İle Râkım Efendi
Alt başlık:
Günümüz Türkçesiyle
Baskı tarihi:
13 Eylül 2018
Sayfa sayısı:
180
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052955826
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Felâtun Bey İle Râkım Efendi

Felâtun ve Râkım yakın muhitlerde, biri alafranga özentisi bir babanın elinde, diğeri babası ölünce zor koşullarda, anne ve dadısının fedakârlıklarıyla büyümüş yirmili yaşlarda iki arkadaştır. Felâtun Bey şık giyinmenin, gezip tozmanın peşinde, Batı özentisi bir tiptir; Râkım Efendi ise çalışkan, kendini yetiştirmiş, Doğu ve Batı kültürlerini özümsemiş biridir. Ahmed Midhat Efendi birbirine bütünüyle zıt bu iki tipi çeşitli olaylar içinde, kimi zaman oldukça mizahi bir dille karşılaştırarak ideal bir tip yaratır. Yazarın yaşamöyküsüyle paralellikler de taşıyan roman, Batılılaşma eşiğindeki toplumun meselelerini bu yeni kültürü sindiremeyen alafranga züppe tipiyle ortaya koyar.

Ahmed Midhat Efendi (1844-1912) Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Midhat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmed Midhat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.

Kitabı okuyanlar 4.358 okur

  • Zeynep Bahçivan
  • Esra.
  • Esmanur Ergin
  • İrfan İpek
  • Meltem Parlak Aydın
  • g
  • Esma YILMAZ
  • ogeday dumlu
  • Yağmur D.
  • Şevval Macar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.3 (29)
9
%2.2 (19)
8
%3.4 (30)
7
%2.7 (24)
6
%1.8 (16)
5
%0.6 (5)
4
%0.3 (3)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları