·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Eylül 2020 21:00 Merhamet zulmün merhemi olamaz! Gerçekten merhametimiz bir insanın içinde bulunduğu duruma, yaşadığı acılara deva olabilir mi? Acı çeken bedenlerin de bir gururu, ruhu yok mu? Zülfü LİVANELİ Huzursuzluk kitabında medyadan gördüğümüz, ahlanıp vahlandığımız, kimi zamanda bir tv kumandası ile değiştirip bakmaya sabredemediğimiz hayatların görünmeyen, yada göründüğü halde görmezden gelinen gerçekliğini gözler önüne seriyor. Üstelik bunu yaparken tam bir duygu avcısı şeklinde içimizdeki merhameti sorgulatıyor. İstanbul’da yaşamını idame ettiren İbrahim’in çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberini alması üzerine Mardin’e gitmesiyle başlayan hikaye, gizemli bir kadının da hikayeye dahil olmasıyla devam ediyor. Kitabın anlatıcı karakteri İbrahim, dahil olduğu olaya ilişkin kendisine anlatılanlar ve araştırmaları neticesinde artık huzursuz hissetmeye başlıyor... Elde değil ki onunla birlikte bu yolculukta huzursuz hissetmemek. Ve beni tüm hikayenin dışında etkileyen bir cümle var, “Ben bir insandım.“ eksiğiyle, fazlasıyla olduğu gibi bir insan. Çeşitli sıfatlar edinmemiş, doğduğu büyüdüğü kültürü, cinsiyeti, ırkı dışında sadece insan. Olabildiğince yalın... Sahi hepimiz insan olarak eşit yaratılmadık mı? Birbirimizden üstün olan yanımız ne bizim? Dünyaya geldiğimizde tercihimiz dışında içine doğduğumuz hayat yüzünden, neden birbirimizi öteliyoruz? Her insanın, eşit sevmeye, yaşamaya gülmeye hakkı yok mu? İşte tüm bu duyguları sorguladığımız çok güzel bir kitap, okumaya başladığınızda yüreğinize oturan merhamet duygusuyla birlikte bitiriyorsunuz kitabı. Benim için özel bir kitap oldu...