·481 syf.····Okunma: 16 Eylül 2020 17:22 Kitabı bitireli saatler oldu. Klavye başında düşüncelerimi nasıl anlatabilirim diye düşünüp, kelimelerle cebelleşip duruyorum. Böyle olmasına şaşırmadım aslında. Çünkü Serenad'ı bitirdikten sonra tokat yemişe döndüm diyebilirim. Her bir karakter, her bir hikaye, yaşanan gerçeklikler okurken insanı duvardan duvara fırlatıp hırpalıyor adeta. Üç kadın. Birbirinden farklı hayatları, dinleri, görüşleri, gerçekleri olan ama aynı acıyı paylaşan üç kadın. Ve bu üç kadının hikayesi ile hayatı değişen canım Maya. Ne desem bilemiyorum. Serenad sadece bir roman değil, belli bir döneme, yaşananlara ayna tutan bir kitap. Struma, Mavi Alay hiçbirinden bugüne kadar haberim yoktu. Yahudilerin 2. Dünya Savaşı ile gördükleri zulümü bile kulaktan dolma biliyormuşum. Kim bilir daha ne hikayeler var. Okurken içimde bir sızı eşlik etti bana. Maximillian ve Nadia. En çok onların hikayesine bu denli tanık olmak üzdü beni. Kitaptaki bazı bölümleri düşündükçe ağlayasım geliyor hala. Maya o kadar güzel bir karakterdi ki, kendi kafasında kuruduğu teoriler, öğrenmek için gösterdiği çabalar hatta Profesöre cahil gözükmemek için oturup araştırmalar yapması hepsi çok tatlıydı. Kerem ile olan ilişkisi ilk başta çok üzdü beni. Ama Profesör ile artık ikisinin hayatınında derinden değiştiğini biliyorum. Sadece kitapta en çok Maya'nın abisine kızdım.
Uzun zamandır bu kadar güzel ve beni derinden etkileyen bir kitap okumamıştım. Zülfü Livaneli hem kişiliğini hem sanatını beğendiğim biridir. Kitapları ile yolumun bu kadar geç kesişmesine üzüldüm. Keşke daha önce okusaymışım. Mutlaka diğer eserlerine de bakacağım. Sanıyorum ki Maximillian ve Nadia, Mari, Ayşe hepsinin hikayesi uzunca bir süre bana eşlik edecek. Çok çok güzeldi.