Gönderi

RÜZGAR VE SU (Eylül Ayı Hikaye Etkinliği)
Annem iyi geceler öpücüğünü alnıma kondurup ışıkları kapattığında başlardı o benimle konuşmaya. Çocukluk halimin hamlığına vererek korksam da içten içe merak ve heyecanla dolardım. Birbirimizi fark etmemiz o zamanlara dayanıyor işte. Henüz okula gitmeyen, bir karış anca açtığı bacaklarına dolanarak yuvarlanıp dizlerinde yaralar açan, ağlasa da yaraları açtığı yerden çiçeklenen çocukluğum, beni ben yapan anlarımın tamamında izi var, anlattıkları var, hissettirdikleri var. İnsanların başlarına gelen kötü şeyleri hep suya anlattığını ilk ondan öğrendim ben. Sonra annemin gördüğü kötü rüyasını suya fısıldadığını, büyük babamın sular alsın götürsün pisliğini diye içine sinmeyen ne bulursa nehirde yıkadığını görünce hak verdim ona. Suya daha bir acıyarak baktım o günden sonra, onca insanın yükünü nasıl taşıdığına şaşırarak. Kim bilir onca yükün bulanıklığını kendi içinde temizlemek için nasıl da çağıl çağıl akmak mecburiyeti duyduğu gerçeğine boyun eğdim. İçimdeki kötü niyetlerimi, olur ya kötülüğü çeken yanımı arındırsın, pak bir çocuk olayım, hep masum kalayım diye suyu öyle içtim, kabul ettim. Suyun o hallerine çok dertlenirdi rüzgar. Birbirimizi fark edişimiz ile başlayan muhabbet dolu zamanlarımızda onunla ilgili endişelerini anlatmaktan kendini alamazdı. Ben onu merak ederdim oysa, o, hep suyu anlatırdı. Okumayı yeni öğrendiğim bir günde sormak cesaretini gösterebildim. Okumak bana cesaret vermişti. Sesime öz güven gelmiş, çocukluk elbisemi bir beden daha büyütmüş hissi vermişti. Okumak önemli diyen babamı hatırladım, onu anladım, gururlandım. Sana neler anlatırlar insanlar? dediğimde sesimde de bir ton yükselme, eminlik ve cevaplanmaya mecbur hissettirecek bir kararlılık vardı. Rüzgarın bir sureti olsa, eminim kısık gözlerle dalgın dalgın bakardı. İçini çektiğini yüzümde bir üşüme hissettiğimde anladım. Ona anlatılan bir şey yoktu. Bunu bana söylemedi ama susmasından ben anladım. Bir hikayesi yoktu. O suyun hikayesine ortak olmayı kaderi bilmişti. İnsanların ona anlatacakları şeyler yoktu ama onun bana anlatacağı suyla ilgili bir hikayesi vardı. İşte ben size bu hikayeyi anlatacağım. Vaktiyle dünyanın daha yapım aşaması tamamlanmadan önce her şey tereddüt halindeyken su çok istekliydi dünya için var olmaya. Işıl ışıldı, çağıldaması ve berraklığıyla hazırdı dünya hayatına. Rüzgar, suyu ilk böyle tanıdı. Onun hallerine bakarken tatlı bir esinti kapladı ortalığı. Su, onu bu tatlı esintiyle fark etti. Su, heyecanlı ve iyimserdi. Maceracı ve gözü pekti. Tereddüt rüzgara özgüydü, durmak, aniden parlamak, yokmuşçasına kaybolmak onun halleriydi. Zaman sayacı dünya için saymaya başladığında rüzgar gergin, su sakindi. Zaman, o anki gibi akmaya devam etseydi eğer her şey böyle sürüp gidecekti. Ta ki insanla buluşana kadar. İnsan muhtaç, değişken, anlaşılması zordu. İnsan suyu buldu, suyu sevdi, suya muhtaçtı ve her muhtaç olduğu şey gibi ona karşı da umursamaz ve acımasızdı. Rüzgar, insanı anladı. Suya yapacaklarını anladı. Ama engel olamazdı. Zaman onların müdahalesinin dışında bir yerde akmaya devam etti. Su insanla kirlendi, o kirlendikçe rüzgar daha da sertleşti. İnsan dursun diye tozu dumana kattı, suyu rahat bıraksın diye dünyanın altını üstüne getirdi kimi zaman. İnsan durgunlaştığında minnet duydu ona serin serin yanağını okşadı. İnsan durmadı oysa, dinlendi, yeniden başladı. En çok suya oldu zararı. Su, olan biteni içinde çeviremediğinde rüzgar biraz da onun için esti, yıktı ortalığı. Dengelensin her şey diye rüzgar kendini bir parça da su için feda etmeyi seçti. Suyun yorgunluktan çarşaf gibi serildiği bir gecede rüzgar yaklaştı ezelden aşina olduğu çağıldayan, ışıl ışıl, şimdiyse yorgun ve bitkin olan suya. Rüzgarı fark etmeyecek kadar tükenmişti oysa su. Bir iki hamleyle dalgalandırdı rüzgar onu, kendine getirdi ve bir anlaşma yaptılar aralarında, su kendini bulabilsin, koruyabilsin diye. Rüzgar öfkesini ona üfledi, taşkınlığını suya hapsetti. Su kendi gücünü keşfedebilsin diye göklerde biriktiği bulutlarla kızgınlığını, toprakla bencilliğini paylaştı. Paylaşılan her şey parça parça çoğalırken insan farkında olmadan yaşamaya devam ediyordu. Rüzgarın soyumuza olan kızgınlığı suyun gücüyle birleşince adına kıyamet dediğimiz, elimiz kolumuz bağlı hissettiğimiz oysa sebebi biz, sonucu biz olan o sürece her gün koşar adım yaklaşıyorduk. İşte böyle bakıyorum o bana bunları anlattığından beri, değiştiremem biliyorum ama onlarla aramdaki bağları kuvvetlendirmek için suya güzellikler fısıldıyorum, bir insan eli ne kadar şefkatli olursa avucuma alıp kaldığı an kadar okşuyorum onu. Rüzgar hala dostum benim. Akşam yürüyüşlerinde, boynumda, ellerimde, yüzümde dolaşıyor, suya olan bağlılığımı kutsuyor. Öfkemi yel olup savuruyor, göğsümü hava olup dolduruyor. Ben, hala iyilik ve kötülüğün ayrıldığı o sapakta iyilik istikametinde ilerlemeye çalışırken yirmi beş yıl önce kilitli penceremden rüzgarı fark edip ağlamaya başladığım andaki çocuk halimle, hala suyu içerken, suya bakarken, ona dokunurken masum kalayım diye ilerliyorum. Dünya böyle daha güzel biliyorum…
··
57 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.