Bir tesadüf sonucu edindiğim ve okuduğum ilk Kundera eseriydi. Edebi olarak ifade etmem gerekirse betimlemelerini biraz az buldum. Bu sebepten dolayı olay örgüsünün içine çok fazla giremedim. Bu da sürükleyiciliğinin aksamasına sebep oldu benim için. Ancak cümleler benim için sade ve açıktı. Felsefi veya düşünsel olarak ifade etmek gerekirse, (kitabı öne çıkaran da bu özelliği olsa gerek) metnin içinde var olmak ve yok olmak arasındaki felsefe geçişlerini edebi olarak güzel ifade ettiğini düşünüyorum. Ayrıca pek çok sosyolojik çatışmayı karakterler özelinde ele alışı ve ifade edişi oldukça hoşuma gitti. Bu anlamda pek çok cümleyi işaretledim. Ek olarak (sosyolojik açıdan düşündüğümde) baskıcı yönetimlerin, nitelikli ve özgür kalmaya çalışan kesim üzerindeki etkisini ifade ediş tarzı da etkileyiciydi. Son olarak kitabın tarihi olarak gerçekliğinin bulunması ve konunun günümüzde de geçerli kısımlarının bulunması, kitabın içerik çerçevesinde güncelliğini koruduğunu bana düşündürdü.