Bir mısranın iç muhasebesi
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2020 40. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2020 01:41
Bazen, insanların unuttukları  bazı şeyleri, ya bir nesne ya bir eşya ya da birileri hasebiyle hatır da kalmayan çok önemli hatıralar, bilinmesi elzem mevzular hatra gelir, değil mi? yine bazen ya da kimi zaman... Olur ya insanı odak noktasından çıkarır da, tepetaklak eder cinsinden! En bi basidi ise bir beyaz saç teli; insana, ölümü pek yakınlarda oluşunu hatırlatırken, bir dizin kitap sayfasında ise varoluşsal yaşamın insanlardan ne kadar uzak ve yine ne kadar yakın olduğunu gösteriyordu, hem de kafasına kafasına vuruyordu insanın. Vursun da, hep gül açtırak değil ya sözler, sıfatlar.. İdrak için biraz da kaktüsün devreye girmesi lazım gerek. Evet serkeş, amaçsız, kuytu köşelere sinmiş insan kimliğini gün yüzüne çıkartan ve yine insana 'ben kimim' dedirten iki şiir mısrası hatırlatıyor, hatırlatabiliyor.. Okumayan bilemez ki, bir canlı cenazeden farksız olduğunu, görür iken âmâ olduğunu farkedemez ki.. Sonunda ise insan, bilmekten korktuklarında bilinmez, hatırlamak istemediklerinde ise unutulacak olacağını... Günümüz insanın en çok hatırlamak ve duymak istemeyeceği, durmadan kaçtığı şey; İNSANLIK! Evet kitapta da öyle diyor; insanın basiretsizliği, umursamazlığı, idrak sorununu, ahmak oluşunu, alçaklık ve kaypaklığından bezenmiş fânilerin, vurdum duymazlığı, şairi bile çileden çıkarıyor; "Göğsü çırpınıp duran, öfkesinden ağlayan bu şair" diyor bir dizesinde.. Yani anlayacağınız şair; bu çağdan, gelişen saçma sapan sistematik durumlardan fazlasıyla muzdarip. Aslında hepimizin farkında olup da üç maymunu oynadığımız örgüyü, yazar çok açık ve net bir dil takınarak şöyle ifade ediyor: "Şu kızlara bak;sabah instegramda ıvır zıvır geceleri tivitır" günümüz aylak çağ insanının sufli lezzetler peşi sıra gidildiğinden dem vuruyor görüldüğü üzere... Adem-i mahlukatın acziyetini ayan beyan eder iken, can evinden de vuruyor.. Yine devam ediyor, zamanın cehalet ve vehameti içinde kayboluşumuza ise geçmişin destansı geçen anılarından azar azar serpiyor unutkanlığımıza.. Neden sonra, acınacak buhranlar geçirdiğimiz şu zamanlar da geçmişin güzide kahramlarını tanıştırıyor bizlerle: Fatma Fihri, Nureddin Zengi, Selahaddin Yusuf, Süleyman Halebi, Ömer Muhtar ve Aliya... Belki aralarında bildiğimiz isimlerin yanı sıra duymadıklarımız da olmuştur. Ama ve lâkin pek yakın tarihli, nazenin bir manzûme kardeşimiz olan Filistin'li Razan'ı hiç duymamış ve onun yaptığı fedakarlıklardan öte şehid olduğundan bihaber olmak, sadece yiyip içip yaşıyorum diyen insan için normaldir elbette! Rezzan gibi gönül erleri hayat kurtarmaya çalışır iken, birileri derdinin külfetinden bahis açmasın lütfen! O yalnızca yitip gitmemenin savaşını verdi, korkusuzca! Ardında ise malesef şu sözlerin yazılmasına sebep oldu: "Kapılara çıkma artık, çeyizime bir kefen bırak Gözünün ışığı söndü baba, evinin meleği öldü" Yiğit olan hep ölür... Yaşanılan acıları bizler gözardı ederken, şair, savaşın sakat bıraktığı hayatlardan anekdotlar bırakmaya ve sivri bir dil ile gözümüze sokmaya ant içmiş gibi mazlum ülkelerin kadersiz çocuklarının yarım kalan hikalerinden konular almaya devam ediyordu: "Bize bakıyor hâlâ bıçağın altında unutulan çocuklar..." Şair için sonuç müspet! İnsan özgülüğünü ve yaşama hakkını, kaleminin sınırsız diline bırakmış. "Bir insanın özgürlüğünü savunmak için aşırı olmasını savunuyorum. Özgürlüğümüzü kazanmak için her şeyi yapacağız." diyor Malcolm X. Sanki şair için ağızdan çıkmış gibi... Binaenaleyh, zannımca ardımıza bıraktığımız acıları, önümüze sermekti. Arzu halim ise, bunu fazlasıyla yerine getiren yazara, fazlasıyla müteşekkir. Son olarak okuyacağınız satırlarda, ne keyfe keder duygu patlamaları, ne de seküler algı alışverişleri içerir!.. Hiçbiri! size Nazım, Süreyya ve Atilla'nın dünya kokan, keşmekeş yaşam serengetisi beklemiyor. Hem  Sevinin sevgili şiir severler, çünkü bu kez rüyadan uyanma vaktinin, görürken âmâ olduğunuzun havadisini alacaksınız. Bunu da daha önce uyuduğunuz satırlara sayarsınız! Hep birlikte ama, çünkü bu sayı çok fazla. Daha sonra, ağız da şöyle kekremsi bir tat bırakıyordu, bittiğinde kelam! Gülmek ise, kursağımızda kalmaya devam!...
Edebiyat
Çeyizime Bir KefenAli Emre · Ketebe Yayınevi · 2019108 okunma
·
129 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.