Peyami Safa takma adıyla Server Bedi, Türk edebiyatının usta yazarlarından biridir. Her romanında insan ruhunun derinliklerinde sizi yolculuğa çıkarır. Tabiri caizse insanın kendi iç dünyasını size üçboyutlu gözlük taktırıp gösterir.
Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatımızın önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur.
Kitabın içeriğinde genç yaşta hastalığa yakalanan biri ve çektiği aşk acısı ile birlikte gelen değişimleri anlatılıyor. Şimdi diyebilirsiniz ki her romanda böyle şeyler vardır. Ama unutmayın İstanbul da yaşamak var, İstanbul'u yaşamak var. İşte Peyami Safa bize İstanbul'u yaşatanlardan... Ayrıca bu eser bir yandan otobiyografidir de denilebilir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılıyor. Aşağıdaki vereceğim kitaptan bir alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir.
"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"
Psikolojik tahlil ve güzel betimlemeler ile yazılmış bir roman. Hastane sahnelerindeki betimlemeler, hastanın kendine dönük psikolojisinin aktarımı o kadar muhteşem ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz. Bu kadar yoğun betimlemelerin olması, Peyami Safa'nın tasavvur gücü belki de bu anlatılanlar kendi başından geçtiği için bu denli yoğun bir sonuç ortaya çıkarmıştır.
Son diyeceğim şu ki okuyun, okutun.. bir solukta kalıbının hakkını veren bir eser.
Sevgiyle ve kitaplarla kalın, yorumumu okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım.