Terry Pratchett en büyük hayranı olduğum yazarlardan birisi olsa da kaleme aldığı Diskdünya serisine ait pek çok kitabı daha yeni okuyorum diyebilirim.
Bu benim için oldukça üzücü ama başka bir açıdan baktığımda aslında bir o kadar da sevindirici bir durum. Neden mi?
Şöyle ki, yakın bir zamanda kaybettiğimiz yazarımızın artık bu dünyaya ait yeni materyaller üretemiyor oluşu, sonuç itibariyle hayli sınırsız olan dünyanın ve hayal gücünün, kendi sınırları içinde sıkışıp kalmış olması gibi bir durum söz konusu. Hal böyleyken seriye ait kitapları ne kadar hızlı edinir ama ne kadar yavaş ve zamana yayarak okursak o kadar iyi olacaktır. En azından benim şahsi görüşüm bu şekilde. Çünkü Terry Pratchett, bir yazar olarak okurunu ve türün sevenlerini kendisine bağlamayı çok çok iyi başaran, tarzıyla direk olarak öne çıkan çok özel bir yazar.
Terry Pratchett’in Diskdünya serisini yakın bir zamanda, Deli Dolu Kitap baskılarını yavaş yavaş edinerek tekrar okumaya başladım. Okumakta olduğum tüm diğer kitaplar arasında hayli yavaş bir seyir izlemek durumunda kalsam da bundan hiç pişman değilim. Nitekim Diskdünya, sindire sindire okunması gerektiğini düşündüğüm, her satırına ayrıca hayran olduğum bir kitap serisi.
Şu zamana kadar birkaç kitabını okuma fırsatı bulduğum Rincewind, Cadılar ve Ölüm serilerinden en beğendiğimin Cadılar serisi olduğunu da özellikle dile getirmeliyim. Havamumu Nine, Ogg Ana ve Magrat Sarımsak’ın cadı özlerinden ufak bir sapma ile peri anneliğe soyundukları ve memleketlerini arkalarında bırakarak yola koyuldukları, serinin bu üçüncü kitabında nice masalın içine balıklama dalıyoruz.
Benim zevkle okuduğum bu kitabı mutlaka edinmeli ve sizler de okumalısınız sevgili fantastik kurgu ve Terry Pratchett hayranları!