Kitap iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ilkel insan zihnin yapısı ele alınırken ikinci bölümde ise modernizm içerisindeki bireyin yaşamdaki sorunları ele alınmaktadır. Yazıldığı dönem Avrupasının sosyopolitik açıdan kaygılarını gözler önüne seren bir eserdir.
Kitabın İlk Bölümü: Arkaik İnsan
İlkel insan yaşamış olduğu olay ve durumları neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde değerlendirirken yorumlar ve bu yorumların daha fazlasını ister. İlkel insan rastlantısallığa açıktır fakat bu açıklık belirsizliğe edebildiği tahammül açısından modern insandan ayrılır. Arkaik insan bundan dolayı ‘kollektif simgeselliği’ oluşturmuştur. Bu kavram kişilerce kabul görmüş olan kötü ruh, büyü, cin gibi kavramlar bütününün bir temsilidir. Rastlantılar tesadüfi olarak nitelendirilmez ve her olayın mutlaka bir amacının olduğu düşünülür. İlkel insanın ahlaki yaklaşımları büyük ölçüde şuanki yaşamla örtüşür niteliktedir. Fakat ayrı olan durumlardan biri ise iyi-kötü yargılarıdır. Örnek vermek gerkirse bir Kızılderili şöyle düşünür ‘eğer ben düşmanımın karısını kaçırırsam bu iyidir fakat düşmanım benim karımı kaçırırsa bu kötüdür’ süreç aynı fakat kendisine durumu yansıttığında ahlaki görüş farklılaşmaktadır. İlkel insanların olaylar üzerindeki varsayımları farklıdır, modern insanlarınsa sahip olduğu bilimsel, dogmatik ve determinist yargılar vardır. Modern insanları rahatsız eden unsurlardan biri rastlantılardır. Rastlantılar, ilkel insan için sembolik açıdan önem arz ederken modern insan için anlamsızdır. En modern insan için bile rastlantılar açıklaması güç olaylar olarak tanımlanır ve yaşamış olduğu olaylara sembolik atıflarda bulunabilir bu da aslında ilkel aklın tamamen yok olmadığının bir kanıtı olarak öne sürülmektedir. İlkel insanın en önemli özelliği tesadüfün güvenilmezliğine ilişkin takındığı tavrı doğal nedenlerden daha çok önemsemesidir. Ruhsal olanı fiziksel olanlar bütünleştiren ilkel insan psikolojik yansıtma yapar ve olayların korkusu kadar kendisini etkisi altına aldığının farkında olamaz.
Kitabın İkinci Bölümü: Modern İnsan
Yazar bireyselliği savunan en önemli kişilerden biridir ve insanları istatistiki verilere indirgeyen metacı bilime karşı çıkmıştır. İnsanın kendini tanıması aslında egonun içeriğine ulaşmış olmak olarak nitelendirir, bilinçaltına dair bilgilerin aslında ego yoluyla ulaşılamayacağını da ifade eder ve bu sosyal yaşantının ta kendisidir der. Ancak insanın karşısındaki bireyin yardımıyla bilinçaltının farkına varacağını savunur. İnsanlar kitleye uyum sağladığı tadirde bireysel özelliklerinin ortaya çıkmayacağını savunur ve modernite sorumluluğunu devlete (topluma) vermiştir. Bireyin içgörü ve objektif karar verme yeteneği geliştikçe, kişisel dürtülerini ve toplumsal ahlak kurallarını sorgulama eğilimine girer. Eğer toplumsal eğilim benimsenip taklit edilmek isteniyorsa bu bireyin kendi iradesiyle olmalıdır görüşünü savunur. İnsanlar enerjilerini değişik yönlere çeken arzularıyla çelişkili uygular yaşarlar ve bunları bastırmak zorunda kalacağını, bu yüzden bedel ödeyeceğini düşünür belirlediği amaç doğrultusunda tek yönlülüğünü sık sık sorgular. İnsanlar kötüyü ve çirkini hep diğer insanlarda arama eğiliminde olan varlıklardır. Eğer insanlar dünyadaki kötülükten doğan içgüdüden payını alırsa bu durumdan kaçmak yerine onu tanımaya anlamaya çalışır. Kötü yönlerimizi kabul etmek ve onların farkına varmak, kusursuz olmadığımızı bize hatırlatan bir unsurdur. Aslında bu durum insanların sağlıklı bir sosyal yaşantılarının temelini oluşturan bir unsurdur. Mutluluğu hissetmek, yaşanılan duygu ve durumlardan memnuniyet hissetmek, ruhun huzuru ve yaşamın anlamını kişi tarafından bizzat kendisinin yapılandırdığı deneyim olarak adlandırılmaktadır. Kişiler eğer kendi benliklerini tanıma yolunda adımlar atarsa, kendi içerisinde tutarlılık ve kararlılık gösterirse, kendi hakkınaki deneyimlerini keşfetmekle kalmaz psikolojik kazanç da elde eder. Olumlu benlik geliştiren bireyler kendilerini seven, kendilerine ilgi gösteren ve değerli bir kişiliğe layık görecektirler.