Bir ölüme şahitlik ile başlayıp yine o şahitlik ile son buluyor. Ölüm derken, salt bir ölümden ziyade, yazarın ele aldığı husus, tanık olunan bir cinayettir.
Yine bir roman ile birden fazla hayata dokunmuş. Bir cinayeti anlattığını düşündüğümüz yazar aslında hayatı anlatıyor, hayatın katlini ve katilin de biz olduğumuzu. Nefsimize karşı girişmemiz gereken mücadelenin en büyük hayat mücadelemiz olması gerektiğini anlatıyor. Ama asla sadece bunu anlatmıyor, anlattığı her karakterde bizden bişeyler bulduruyor, farklı hallere sokuyor bizi.
Merhametin, aşkın ve acının tanımlarını tekrar gözden geçiriyorsunuz.
.
**İnsan başını yastığa koyduğunda o gün kimden yakınlık gördüğünü tahlil eder.
Kimden özür dilediğini,kime senetleri ödediğini, hangi banka memuresinin saç diplerindeki renk fevvaresini incelediğini değil.
Bir insanla sadece sohbet ediyor ama ağlaşamıyorsanız, ya da sadece ağlaşıp sohbet edemiyorsanız o adamı atın gitsin.
.
** İnsanları yoksulluğun pençesine bırakıp ortadan kaybolmak en büyük cinayettir.
.
** İnsanlar giyinme ve yeme ile her zaman imtihandadır. Bunu elbette bende biliyorum. Vermek başlı başına bir imtihan sorusudur.
Ama bu zaman diliminde kapitalizm modern bir terör üretiyor.
.
** O kadın o şekilde öldüyse bu konuyu dindarlık üzerinden değil insanlık üzerinden konuşmalıyız. Somali’de ölen çocukları da öyle... susuzluktan inleyen yaşlıları da... mazlumun nasıl dini, ırkı, kökeni yoksa merhametin, vicdanın da dini, ırkı, kökeni yoktur.
Ama kendi varlıklarını zıtlıklar üzerinden tanımlayanlar, birilerini ötekileştirerek kendilerini kutsayanlar kendi değerlerini inkar ettiklerinin, ahlaki değerlere sadakatlerini baltaladıklarının farkında değiller.
Sadece dindarların sırtına yükledikleri o ahlaki değerlerin din ortada olmasa bile fıtrat gereği her çağda kendince başka bir isme bürünüp muhakkak var olacağını unutuyorlar. Ayşegül Genç