Bir insan, üst komşusuna neden mektup yazma gereği duyar ki…
Okunduğunda kulağa ilginç gelen bu ritüeli, Proust yaptı.
Üstelik üst kata çıkıp, kapının altından bu mektupları atmak yerine, posta kanalıyla göndererek.
Proust bu mektupları yazarken, gün gelecek bu mektupların okurlarıyla buluşacağını düşünmüş müydü. Sanmıyorum. İlk mektubun çıkış noktası, belki de alt katta yaşayanların genelde maruz kaldığı, “üst kattakilerin gürültüsü”. Romanlarını yazmak için aradığı sessizliğin bir türlü sağlanamamasından kaynaklı olarak, üst komşusunda ricada bulunur. Tek fark, bunu mektup yazarak yapıyor.
Bu mektupların içeriği zamanla sanatsal sohbetleri almakla birlikte, arada sırada ilk mektubundaki talebini yinelediğine de şahit oluyoruz. Kitapta yer alan 26 adet mektupta, okurun belki de ilk dikkatini çekecek olan şey, Proust’un isteklerini dile getirirken kullandığı dil. Genelde kişileri sürekli olarak taciz eden üst kat gürültülerine, alt katın verdiği tepkinin dili sert olur. Ama Proust, bu dile asla başvurmuyor. Zaten mektuplaşmanın 8 yıl sürmesinin altında da belki de bu ince dil yatmaktadır.
Bugüne kadar gerek Dünya Edebiyatında, gerekse Türk Edebiyatında bu tür “mektup”ların yer aldığı birkaç kitap okudum. Genelde ünlü birisinin karşısındakine yazdığı mektuplardı bunlar. Zihnime soru işareti ile atılan bir çengeldir aslında bu konuda. Ünlü bir sanatçının masumane duygular ile yazdığı mektuplar, sanatçının ölümünün ardından yıllar sonra, kitap olarak karşımıza çıkıyor. Ve ilginç olan ise, mektubun yazıldığı şahsiyet de böylece, “tanınmış” kişiler statüsüne geçiveriyordu birden. Belki de bu da ayrı bir yazı konusudur, ne dersiniz.
Kitaba dönecek olursak, Proust okumak zordur. Ama bir yerden başlamak istiyorsanız, bu kitabı tavsiye edebilirim. En azından Proust’un dilinin ağırlığının algıda ki anlaşılabilirliğini tartmış, diğer kitaplarını okuma arzunuzu test etmiş olursunuz.
Erkan ERGÜL