·128 syf.····Okunma: 27 Eylül 2020 09:47 *SPOILER BARINDIRIR*
Öykü üç farklı karakterin gözünden anlatılıyor. Albay, doğumu sırasında ona gebe olan annesinin öldüğü kızı İsabel, küçük yaştaki erkek torunu.
Olayların gelişimi bir doktorun kendini asmasıyla başlıyor.
Kitabın başında bir cenaze hazırlığı var, halkın doktora karşı nefretinden ötürü cenaze töreni düzenlenmek istemiyor. Bu nefretin temelini kitapta ilerledikçe idrak edebiliyoruz.
Yaprak fırtınasından önce muz kumpanyası kasabaya iş imkanı sağlayıp, işçilere sigorta yaptıktan hatta onlara özel sağlık ocağı imkanı sağladıktan sonra doktor karakteri işsiz kalıyor, ihtiyaç duyulmayan birisi haline geliyor.
Kumpanya kasabayı terk ettikten sonra iç arbede yaşanıyor ve insanlar yaralanıyor. Halk ve diğerleri kasabada kalan tek doktora görevini yerine getirmiyor, insanlar onun yardımı olmadığı için iyileşemiyor, kendisini bir eve kilitlemiş dışarı çıkmıyor diye yakınıp, şeytana benzetiyor. Doktorun tek arkadaşı ise zamanında bacağını kurtardığı için ona minnet duyan Albay karakteri. Bu noktada insanların doktorun kendi kabuğuna çekilmesindeki sebebi irdelemeden yargılaması beni üzdü. Belki doktor meslek etiği olarak psikolojik bunalımlarını bir kenara bırakıp her türlü hastalarla ilgilenmesi gerekse de şeytan ile bağdaştırılmayı haketmiyor.
Esasında doktor, muz kumpanyasından ötürü işsiz kaldıktan sonra halka yaranmaya çalışıyor. Mesela giyimine kuşamına özen gösteriyor, ayakkabılarını fırçalamadan dışarı çıkmıyor ve berberin önünde takılıyor. İnsanlar bu kadar yalnız bir adamın biyolojik sebeplerden ötürü berber üzerinden berberin kızına kur yaptığını düşünüyorlar fakat doktor olur da traş esnasında birisi yaralanırda ben bir doktor olarak anında yardımcı olurum diye iş kovalıyor.
Doktor karakteri, halkın, Isabel’in, üvey annenin gözünde nefret edilesi birisi olarak görülse de kitabı okudukça doktorun insanlardan kendini soyutlamasına hak verebiliyorsunuz.
Doktorun işlediği tek büyük günah intihar değil, albayın üvey kızı Meme ile yaşadığı yasak aşk aynı zamanda. Kitapta beni en çok etkileyen kurgulardan bir tanesi de bahsettiğim bu olay üzerinden oldu. Albayın ikinci karısı, kızı İsabel’e Meme ile doktorun yakınında bulunan bir eve kaçtıklarını, ruhlarını şeytana teslim ettiklerini nefret dolu cümlelerle anlatıyor. Albay ise Meme’nin doktor tarafından gebe bırakıldığını doktorun ağzından öğrenince ilk başta çok sinirleniyor ama diğer evlerinde birlikte yaşamalarına da izin veriyor. Ben bu davranışı şöyle yorumladım: Tabi ki albayın doktora bir minnet borcu var fakat doktorun halk tarafından nasıl yalnız bırakıldığını anlayan hatta onu çok sevdiği bir rahip olan Köpoğlu’na dahi benzeten birisi albay aynı zamanda. Biliyor ki sevdiği bir kadın ile evlenmek istese halk doktorun evliliğine karşı çıkacaktı ve üvey kızı Meme’yi de şeytan yerine koyacaktı. Bu ilişkinin halkın kirli düşünceleriyle yüzleşmemesi için yasak bir ilişki olarak devam etmesi gerekirdi. Albay elbette bu kararı verirken üvey kızı Meme’yi de düşündü.
Şimdiye kadar Albay karakterini övdüm. Oldukça merhametli ve iyi niyetle düşünen birisi. Karakter özelliklerinden dolayı doktora karşı olan tutumu benim hoşuma gitse de iyi niyeti öz kızı Isabel’in hayatını kararttı. Martin adlı gence güvendi, hem kızı ile evlendirdi hem de birlikte iş yapmaya koyuldu. Martin 2 sene sonra Macondo’yu terk etti, Albay’ı da dolandırmış oldu. İsabel bir dul olarak oğluna bakmak zorunda kaldı.
Kitap albayın iyi niyeti ile halkın doktoru ötekileştirip intihara sürükleyen çirkin kabullenişi arasında gidip geliyor. Kötü niyet bir insanın canına mal olduğu gibi fazla iyi niyetin sonuçları da insanları zulme sürükleyebiliyor.
ATH