·148 syf.····Okunma: 30 Eylül 2020 18:14 *Spoiler içerir*
Kitabı ilk başta epey sıkıcı buldum. Yalnız başına balığa çıkmış yaşlı bir adamı anlatıyordu ve dürüst olmak gerekirse hiç de ilginç bulacağım bir konu değildi. Yaşlı bir balıkçı, tek dostu olan çocukla beraber kalkıp balığa gidiyordu ancak çocuk başka birinden avlanmayı öğrendiği için adam tek başına denize açılmıştı. Ancak av sırasında adam sık sık keşke çocuk da burada olsaydı diye geçiriyor aklından. Sürekli onu özlüyor ve o da kayıkta olsa ne kadar kolay olurdu işler onu düşünüyor sık sık. Uzun süredir iyi bir balık yakalayamamış balıkçı okyanusta fazla açılınca şansı dönüyor ve büyük bir balık takılıyor oltasına. Ve tüm yaşlılığına rağmen var kuvvetiyle uğraşıyor balığı öldürebilmek için. Ama bir yandan da balığa hayran; onu çok asil, kendini ise onu öldüreceği için çok aşağılık buluyor. Yine de o bir balıkçı ve öldürmesi gerek. Bu balık meselesi biraz insan ve hayattaki hayallerini temsil ettiğini düşündürttü bana. Sanki balık adamın büyük bir hayaliymiş ama adam o hayali gerçekleştirmek için onu gerçeklikle fethetmek zorundaymış gibi. Gerçekleri karıştırdığımızda hayallerin büyüsü bozulur ve her şey kaba bir çirkinliğe bürünür ya, biraz öyleydi balığın ölümü. Onu sürekli dostu olarak gördü. Öldürmek zorunda olsa bile, ona iyi davrandı, çünkü o onun talihiydi ve balığa olan her şey için kendini kötü hissetti. Öldürdükten sonra sık sık özür diledi balıktan. Onu dostu olarak benimsemiş ve sevmişti, ona kalsa öldürmek de istemezdi ama o bir balıkçıydı. Yazarın sanırım bu öyküde ve kendi iç dünyasında idealleriyle gerçekleri çatışma halinde. Ama öyküyü asıl üzücü yapan bu değil. Balığı beklediğimden de kolay yakalıyor ama asıl mesele balığı yakaladıktan sonra başlıyor. Balığın kanına birçok köpek balığı geliyor ve yaşlı adam, hasta ve yorgun haliyle elinde onlara karşı hiçbir şey kalmayana dek tüm imkanlarıyla canla başla mücadele ediyor. Ancak yine de köpekbalıklarının balığı yemesine engel olamıyor. Hayatta bu öyküdeki balık gibi, bir şeyi elde etmekten çok onu elde tutmak yoruyor insanı. Kaybetmemek, yakalamaktan daha zor. Ve adam her şeye rağmen, dostum diyip sevdiği balığı, talihini, ekmek kapısını köpek balıklarına kaybediyor. Ama sonunda mücadeleden doğru düzgün üzülemeyecek kadar bile hasta düşüyor. Bu kısımda ağladığımı hatırlıyorum, sen o kadar zahmetle balığı tut, canını dişine tak ve evine tek bir parça bile götüremeden dön. Aynı yoksulluk içinde ve üstüne bir de mücadeleden yorgun ve hasta düşmüş bir halde. Burada kendimden çok derin bir parça hissettim. Tüm hayal kırıklıklarım içimde yandı bir kez daha, parçalanan balıkla beraber… İnsanlığa yenilmez diyor balıkçı ama yeniliyor işte. İnsanın yenilmesinin ne kadar kaçınılmaz olduğunu anlatıyor. Doğa karşısında nasıl da çaresiziz! Balıkçı da en sonunda hepimizin zaman zaman kabul etmek durumunda kaldığı yenilgiyi kabul ediyor ve evine gidiyor. Orada ağır bir uykuya yatıyor. Sabah, tek dostu çocuk gelip onu buluyor ve mücadelenin hırpaladığı ellerini görünce ağlamaya başlıyor. O günden sonra ben seninle avlanacağım diyor yaşlı adama. Dostunun verdiği büyük savaş sırasında yanında olamadığı için gerçekten üzülüyor ve bundan sonraki tüm mücadelelerinde onunla olmak istiyor. Gerçekten vefalı bir dost çocuk. Hayatta hayal kırıklıkları olsa da, yanımızda duracak vefalı insanlar olduktan sonra, parçalanan balıklarla ilgili kurulan düşlerimiz bile bir nevi teselli edilebilir, acısı katlanılabilir hale geliyor sanırım… Her şeye rağmen güzel kitaptı. İlk başta dilini çok sadece bulmama rağmen, sonradan içine çekecek kadar akıcılaştı ve okumayı kolaylaştırdı. Gerçekten de karaktere uygun, Güney Amerikalı yaşlı, yoksul ve eğitimsiz bir adamın diliyle, sadeliğiyle yazılmıştı. Çok etkilendim ve beni hayat üzerinde düşünmeye itti. Okumayan yakınlarıma kesinlikle tavsiye edeceğim. Siz de okumadıysanız mutlaka okuyun, hiçbir şey kaybetmezsiniz. İyi okumalar herkese!! :))