·416 syf.····Okunma: 01 Ekim 2020 19:01 Dönemindeki yazarlardan nefret etmesi ve bugün bile kitaplarına önyargı ile yaklaşılması Pulitzer, Nobel, Man Booker ödüllerinin tamamını silip süpürecek olan Peyami Safa'yı popüler kültürün oyuncağı olmaktan kurtarıyor. Bu incelemeyi yazarken çok zorlanıyorum çünkü Türk edebiyatının başyapıtlarından birine inceleme yazmak benim ne haddime diye düşünüyorum. Fakat böylesine derin ruh, duygu ve durum tahlilleri, adeta içinde yaşamak için can attığım Simeranya adlı ütopik ülke, keşke birazcık sohbet edebilseydim dediğim Samim karakteri ve bir bölümünde kelimenin tam anlamıyla en iyi korku filmine taş çıkartacak kadar gerilim dolu sahneler ile Yalnızız ömür boyu unutamayacağım bir deneyimdi. Peyami Safa'nın tarzını öyle çok beğeniyorum ki okuduğum süre boyunca tüm karakterlerle ben de olayları yaşıyorum. Ah Simeranya, keşke gerçek olsaydın, keşke bu dünyaya ait olsaydın ve en azından bazı insanlar bu şansa erişebilseydi. Kitaptaki akış esnasında bu kurgu ülke gerçekten şahane işlenmiş ve Peyami Safa'nın üstün ruh tahlilleri yanında olay örgüsü öyle ustacaydı ki bu kitabı benim için başyapıt yapan tam da bu özelliklerdi.
Kitabın son sayfalarını okurken tam da bu hayatta tamamen Yalnız olduğumuzu düşünüyordum ki o sırada asıl önemli olanın kendi kendimizden nefretin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bu dünyada kendi kendimizi severek yaşadığımız dünyayı güzelleştirebileceğimiz oldu. Eğer tanışmadıysanız -her ne kadar bu şans sadece bana ait olsun istesem de- Peyami Safa'nın bu başyapıtına bir şans vermenizi tavsiye ederim. 10 üzerinden 100 veriyorum ve incelememi şu sözlerle bitiriyorum:
Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş,
Gör ne var maverada ibrethîz.