·95 syf.····Okunma: 17 Eylül 2020 22:43 İran Edebiyatı’na dair okuduğum ilk kitap oldu Kör Baykuş.
İran Sineması’na aşina olsam da, İran yazın dünyasına dair pek bir bilgim yok. Bunu kendimde bir eksiklik olarak görsem de; kitabın çevirmeni Behçet Necatigil’in, kitabın önsözünde tam da “yanıbaşımızdaki İran Edebiyatı’na neden bu kadar bigane kaldık?” minvalindeki serzenişlerini okuyunca biraz daha kafama oturdu neden İran Edebiyatı’ndan daha fazla çeviri yapılmadığı.
Kör Baykuş’a gelecek olursam; kitabı daha ayakları yere basan, biraz daha rejim eleştirisi tadında bekliyordum merhum Sadık Hidayet’in yaşantısını göz önünde bulundurarak ama kitap beklediğimden farklı olarak son derece sembolik bir anlatımı ve İran rejiminden ziyade tüm insanların çürümüşlüğünü vurgulayarak başlıyor, devam ediyor ve bitiyor.
Kitabın metaforları akıcı şekilde kullanması hoşuma gitse de, kitap sanki anlamını yazarıyla birlikte kazanmış gibi geldi bana. Yani Sadık Hidayet’in yaşamını ve intiharını araştırdığınızda “ruhî olarak bitme noktasına gelmiş” diyorsunuz ama kitap kendi başına anlamlı ve edebî bir bütünlük sunamıyor.
Hayal mi yoksa gerçek mi bilinemeyen bir sahneyle başlangıcı yapan kitap, defaatle karamsarlığı ve yalnızlığı işleyerek iç bunaltıcı bir havaya bürünüyor.
İran sinemasının o akıcı ve mesajı bol filmlerinden hareketle elime aldığım kitap, kesinlikle bambaşka bir çizgiyi ve anlatım yolunu tercih etmiş gibi. Tabi bunda benim daha önce herhangi bir İranlı yazar okumamış olmamın da payı olabilir, o yüzden kesinkes “Kör Baykuş İran Edebiyatı’ndan farklı bir perspektif” diyemem.
Vel hasıl kelam; ilginç bir kitap Kör Baykuş. Metaforik anlatımı yoğun kullanan, “realiteye mi yoksa karakterin hayal dünyasındaki bir sahneye mi tanık oluyorum?” diye sık sık kendime sormama neden olan bir deneyimdi.
Herkese iyi okumalar ve bol kitaplı günler dilerim :)