Puan vermedi·163 syf.····Okunma: 03 Ekim 2020 21:11 SPOİLER İÇERİR-
Malum bir dönem bir tv kanalında kitabın ismindeki Madonna ile şarkıcı Madonna arasında karışıklık yaşanmıştı.
Bu nedenle kitabın isminde geçen 'madonna'yı basitçe açıklayalım:
1- Madonna: Resim ve heykel sanatlarında Meryem Ana’nın Bebek Hz. İsa ile birlikte tasvir edilmesine denir.
2- romanın ana karakteri raif efendi, almanya'da bir resim sergisinde “kürk mantolu bir kadın portresi” görür. portredeki kadın- Andreas del Sarto'nun- “Madonna delle Ar pie” adlı tablosundaki Meryem Ana tasvirine çok benzemektedir.
Kürk Mantolu Madonna önce Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940/8 Şubat 1941 tarihleri arasında 48 sayı tefrika edilmiştir. Sonra 1943 ' te kitap halinde birinci basımı, 1966' da ikinci, 1976'da üçüncü ve 1992'ye değin yedinci basımı yapılmıştır. Gazetede "büyük hikaye", kitabın ilk basımında "hikaye", ikinci basımında "roman" diye sunulmuştur.
Arkadaşlarından Azamet Arsever'in açıkladığına göre, Sabahattin Ali romanını Hakikat gazetenin siparişi üzerine kaleme almış. Gazete ondan "siyasete karışmayan, sürükleyici bir aşk romanı" yazmasını istemiş.
Hatta, roman tefrika edilirken bu yolda baskı bile yapmış. Paraya ihtiyacı olduğundan yazar sesini çıkarmamış, ama çok kızmış. Gazete parasını ödemekte güçlük çıkarınca, o da romanını kısa kesmiş.
Eserin roman tarzına göre kısa kaldığı söylenebilir. Bu kısalık olayın çatı kurgusunda hissediliyor. Ana olay örgüsünü ya da kronolojisini oluşturan 3-4 basamak var . Bu olay silsilesi, ana başlıkları itibariyle eseri eski türk filmini andıran senaryolara benzetmiş.
Bugünden bakılınca klişe sayılabilecek olay yerleştirmeleri var. Raif efendi (balıkesir’in küçük bir ilçesi) havran’dan berlin’e gider, maria puder’le tanışırlar, birbirlerine aşık olurlar, raif efendi babasının ölümü nedeniyle yurda dönmek zorunda kalır, niyeti sevgilisini de buraya aldırmaktır ama aralarında süren mektuplaşmalar bir müddet sonra kesilir ve kahramanımız hayata küser. 10 yıl sonra büyük büyük bir tesadüfle Almanya'da bulunduğu dönem tanıdığı ve aynı zamanda sevgilisinin de akrabası olan kadınla ve kadının yanında küçük bir kızla Ankara’da karşılaşır. Kadın, Raif’in sevgilisinin 10 yıl önce hamileyken çocuğunu doğurduktan sonra öldüğünü, o küçük kızın doğan çocuk olduğunu, babasını öğrenemediklerini anlatır. Yani o küçük kız Raif efendi’nin kızıdır.
Bu olay örgüsüne bakınca da klasik türk filmi ya da 80’lerde gazete bayilerinde satılan pembe diziler akla geliyor. Ama eseri kaleme alan Sabahattin Ali gibi usta bir isim olunca bu klasik, basit kaçan aşk öyküsü karakterlerin ruh hallerinin derinlemesine aktarıldığı, okuru hikayenin içine çeken bir hüviyete bürünüyor.
Aşkın taraflarında da tam bir tezat var. Kadın karakterimiz ayakları yere basan, kadın hakkının erken dönem savunucularından, ilişkide güçlü ve baskın bir karakter.
Buna karşılık Raif efendi, standart erkek özelliklerinden arındırılmış, çekingen, korkak, tecrübesiz, hakkını savunamayan, hımbıl, utangaç bir tip olarak yazılmış. Sabahattin Ali, Flaubert'in madam bovary'de alaya aldığı romantizmi buram buram işlemiş eserinde.
Bir anlamda, tanzimat dönemi romanlarımızda sıklıkla işlenen acemi, telkine açık bu anlamda kötü okur sayılan kesim için nerdeyse zararlı görülen ‘Paul et Virginia’ tarzı bir eser ortaya çıkmış. (bir yönüyle) tam Emma Bovary’nin okuyacağı türden.
Recaizade’nin ‘araba sevdası’nda Bihruz bey, aşık olduğu Peşrev hanıma yarım yamalak Fransızcası ve anlamına yabancı olduğu yetersiz Osmanlıcasıyla çorba gibi bir mektup yazar. Çeviri hatasıyla aslında sarışın olan sevgilisi için karayağız kelimesini kullanır. Sonradan hatasını anlar ve 2. bir mektup kaleme alır. Bu sefer de kadının öldüğünü öğrenir. Olay örgüsünde Peşrev hanım ilk mektubu da yırtıp atmış, hiç okumamıştır. Ölmemiş ve hayattadır. Bihruz’a aşık filan da değildir. Ama Bihruz bey zihninde kurguladığı, tamamen hayal ürünü çıkarımlar üzerine inşa ettiği bir aşka sürüklenmiştir. Kürk mantolu Madonna kitabında da Raif efendi, mektuplaşmanın kesilmesini sevgilisinin onu unuttuğuna yorarak kurgu üzeri yanlış çıkarımlarla hayata küser. Bu anlamda 2 roman arasında kahramanların gerçeklikten ziyade hayal dünyasında yaşamaya meyilli olduğu söylenerek bir benzerlik kurulabilir.
Raif Efendi'de flaubert'in meşhur romanı madam bovary'nin emma'sı gibi okuduğu romanlardan etkilenme, romandaki olay ve karakterleri hayatına model kılma, bir anlamda hayal dünyasında yaşama benzerliği var.
Yazarın eserinde, 'lüzumsuz adam' konusunu işlediği görülüyor. Hatta önceleri romana isim olarak 'lüzumsuz adam' ı düşündüğü bilinmekte.
Romanın kadın karakteri maria puder'in kadın-erkek ilişkilerinde kadına biçilen itaatkâr rolü reddeden, eserin yazıldığı döneme göre radikal sayılabilecek, feminizme yakın fikirleri var. Düşüncelerini güçlü ifadelerle net olarak yansıtmış.
son bir not: Raif efendi karakteriyle Gogol'un muazzam eseri 'Palto' nun Akakiy Akakiyeviç'in benzeşmeleri var.