·68 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ekim 2020 03:48 Cehov ile ilk tanışmamız "altıncı koğuş" ile gerçekleşti. İlk olarak kitap sayfa sayısı az olması çerez niyetine okuyabileceğiniz ama uzun süre etkisinden çıkamayacağınız türde bir eser. Kitaba başlar başlamaz kahramanlar olsun, olayın geçiş hızı olsun kitabı size bağlıyor. Sanki kitap okuyormuş gibi değil de olayları siz yaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Ben okuduğum her kitapta mutlaka bir kahramanı kendime benzetme taraftarıyım. Bu kitapta da böyle oldu. İvan Dimitriç!
Bana göre kitabın en etkili kahramanı ve benim kendime benzettiğim kişi İvan Dimitriç. O kadar bütünleştim ki İvan ile her bir sözü bende iz bıraktı. Aslında deli olmadığı gibi akıllı zeki bilgili bir adam. Tabiki bir de Doktor Andrey Yefimıç var. Aslına bakarsanız hem İvan Dimitriç'in hem de Doktor Andrey Yefimıç'in savunduğu fikirler kendi yaşantılarına göre her ikiside haklı.
Dönemin Rusyası'nın yaşadığı ekonomik sorunları, toplumsal duyarsızlığı ve iletişimsizliği anlatan ve aslında içten içe deliliği sorgulayan fazlasıyla gerçekçi bir öyküdür.
Rivayete göre Lenin'in hakkında "okuduktan sonra kendimi altıncı koğuş'un içinde hissettim." dediği romanmış. Bu kitabı yeni okumuş olmam ve Cehov ile ilk karsilasmamiz olmasi benim açımdan çok üzücü.
İncelememi buraya kadar okuduysanız en etkilendiğim alıntı ile bitirmek istiyorum sözlerimi.. "Hayatın yükü altında ezilebilir, ondan nefret edebilirsiniz, ama onu küçümseyemezsiniz."