·216 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ekim 2020 17:36 Balzac çok değişik bir ağabeyimiz olmuştur her daim. Onun kitaplarını okurken bir anda okuduğunuz konunun dışına çıktığınızı çok geç de olsa fark eder daha sonra ise konuya keskin bir dönüş gözünüze çarpar. Bu bağlamda onun yapıtları ilginç ve ilgi çekici olmuştur. 1834 yılından günümüze ne değişti? Eski dönem yazarlarını sıkça okuyan biri olarak özellikle yerli yazarlarımızda gözüme çarpan o tabiri caizse ‘Ayak Fetişi’ diyebileceğim durumu gördüm gene. Sayfa 69’da aynen şu ifade vardı: “Madam, Asya’da ayaklarınız neredeyse on bin altın sikke ederdi.” Bu tarz sözlerin iltifat olarak halen geçerli olacağına inanıyorum. Bir kadın ne kadar reddetse de keseceği tırnağın bile beğenilmesinden hoşlanır bundan eminim ama bu tutkunun nedeni konusunda halen derin şüphelerim var.
Sıkı Katolik kuralların geçerli olduğu, İspanya’da rahibelerin kaldığı bir Karmelit manastırında başlar olaylar. Bu ilgimi çeker çünkü yanlış anımsamıyorsam -bir Kadıköy’lü olarak- Kadıköy Anadolu Lisesi de evvelden böyleydi de sonradan lise yapıldı diye anımsıyorum. Kitapta aşka ve onun oyunlarına dair oldukça felsefik yaklaşımlar ve düşüncelerle karşılaşmak da mümkün.
Dili biraz ağır, bazen yayvan ve bir kısmı da aceleyle geçiştirilmiş gibi hissettiren bir kitap olduğu için sizi sıkabilir ancak ilerlediğinizde pişman etmeyecek kadar da iyi olduğunu düşünüyorum. Peki, bu olumsuz yaklaşımımın sebebi nedir? Yaşanan o aşkın yeterince hissettirilmemesi. Buna normalde takılmam ama o dönemin en çok işlenen konusu AŞK biraz daha tutkuyla anlatılabilir, biraz daha var olmayan var gibi hissettirilebilirdi. Bu beni üzdü çünkü ben güncel aşk romanlarından adeta bir hastalıktan kaçar gibi kaçıyorum. Ne varsa eskide var, en değerli onlar diyerek bu eserlere yöneliyorum ama tam olarak istediğimi bulamamanın da sıkıntısı içerisindeyim.
Sağlık olsun diyelim. Hepimize bol kitaplı günler, iyi okumalar dilerim..