·234 syf.····Okunma: 12 Ekim 2020 12:31 Kadına yönelik şiddet bütün dünyada gözlemlenebilen yaygın bir toplumsal sorundur. Kadına yönelik şiddetin tüm dünya genelinde, bu kadar yaygın bir hal alması sadece ulusal değil, uluslararası sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmekte ve şiddeti önlemeye yönelik uluslararası boyutta düzenlemelerin getirilmesine neden olmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin neden olduğu başlıca olgulardan birinin kadına yönelik şiddet olduğunu biliriz. Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, “bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen” cinsiyet temelli şiddet olarak tanımlanmaktadır. Kadına yönelik şiddet coğrafi sınır, ekonomik gelişmişlik ve eğitim düzeyine bakılmaksızın tüm dünyada ve pek çok kültürde son derece yaygın görülen bir olaydır. Önemli bir toplumsal sorun olan kadına yönelik şiddet sadece kadına fiziksel ve ruhsal anlamda zarar vermekle kalmayıp aynı zamanda sosyal açıdan kendilerini geliştirmelerini de engellemektedir. Bir insan hakları ihlali biçimi olarak “kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetin”, mevcut sosyo-kültürel gerçeklik anlayışımızın, sosyal-kültürel-ekonomik- inançsal-politik ve sosyo-bilişsel davranış pratikleri ve bu pratiklere yüklenen “anlam ve değerler” matrisi ile doğrudan ilişkisi bulunmaktadır.
CEDAW
Kadına yönelik şiddetin uluslararası bir sorun olarak görülmesi ve bunu önlemeye yönelik girişimler açısından önemli sayılan bir diğer sözleşme ise Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesidir (CEDAW). Türkiye’nin 1985 yılında onayladığı bu sözleşme 1986 yılında yürürlüğe girmiş ve sözleşmenin 18. maddesine istinaden Türkiye, her dört yılda bir dönemsel ülke raporunu Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme komitesine sunma yükümlülüğüne girmiştir.
Toplum her zaman için beklentiler konusunda her iki cinse de dayatmalar uygulamaktadır. Bunun çoğunlukla mağdurları yaşadığımız kültür ve toplum nedeni ile maalesef ki cinsiyet eşitsizliği ve negatif ayrımcılığa uğrayan kadındır. Çoğu kadın iş hayatında kendi potansiyelini çıkaramıyor. Erkek egemenliği ve sürekli baskılanma ile pek çok engel ile karşılaşıyorlar. Öyle ki iş hayatına katılmayı bile düşünmüyorlar, çünkü öyle alıştırılmışlar. Bir örnek verecek olursak; “Çalışmadım... En büyük hatam o oldu. Babam ben size bakarım benim param var derdi...” Kadınların toplumsal cinsiyet rollerine ya da cinsiyetlerinin algılanış biçimlerine bağlı olarak yaşadıkları kısıtlamalarla baş etme gücü kazanmaları lazım. Bu da KİHEP ile hayata geçirilmiş görünüyor. Kitapta bolca yer verilmiş KİHEP’e ve mücadelesinde başarılı olan kadınlara.
KİHEP
1995 yılından bu yana Türkiye genelinde ve Kıbrıs’ta 15 binden fazla kadına ulaşan Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP), Türkiye ve dünyadaki en yaygın, sürdürülebilir ve kapsamlı insan hakları eğitim programlarından biri. 1998 – 2012 yılları arasında Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ile yapılan protokol çerçevesinde yürütülen KİHEP, 2011’de SHÇEK’in lağvedilmesinden bu yana ağırlıklı olarak belediyeler ve kadın örgütleri ile işbirliği içinde uygulanmakta. Halihazırda pek çok belediye ve kadın örgütü tarafından uygulanan KİHEP, 2004 yılında İşkence Mağdurları Merkezi (The Center for Victims of Torture) tarafından, İnsan Haklarında Yeni Taktikler Projesi (New Tactics in Human Rights) kapsamında, “dünyada insan hakları konusunda kullanılan en iyi taktiklerden biri” olarak seçildi. KİHEP, kadınların özel ve kamusal alanlarda haklarını kullanabilmesi, hak ihlallerini önleyebilmesi ve toplumsal, hukuki ve siyasi değişime yönelik örgütlenmeler oluşturabilmesine katkıda bulunmak gibi bütüncül hedefler ışığında geliştirildi.
Kitaba dair hiç inceleme yazılmadığını gördüğüm için çok da detaylı olmayarak kitaba dair genel hatlarıyla bir şeyler yazmak istedim. Kitap toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve toplumsal yargıların zirve konularına değiniyor az biraz ilgisi olana fena sayılmayacaktır. Okudum ve beğendim tavsiye ediyorum iyi okumalar.