14 yaşındaki ben, 2 yıl önce bu kitabın tam manasıyla bir safsatadan ibaret olduğunu düşünüp bu kitabı okuduktan sonra benimsemiş olanları ''zevksiz'' sıfatıyla damgalarken kendimi bu konuda oldukça yetkin buluyor dahası bunu yapma hakkını elimde tuttuğuma inanıyordum ancak kitabı 2 sene sonra tam da Holden ile akranken ve J.D Salinger'ın biyografisi niteliğindeki Çavdar Tarlasındaki Asi( Rebel in The Rye) filmini izlemişken tekrar okumanın farklı bir izlenim yaratacağını düşündüm ki düşündüğüm sahiden gerçekleşti. 2 yıl önce Holden'ın gayet sebepsiz bulduğum afra tafralarından ötürü kimi zaman çevreyi kimi zaman da kendisini suçlamasını tam bir kayıtsızlık ve ara ara tiksinmeye dönüşen bir duyguyla izlerken şimdi tam da onun akranıyken onu ve yaşayışını sadece izledim. Hiçbir şey hissetmedim onun yaşadıklarına karşı ve zannedersem asıl hatanın onda aranması gerektiğini fark ettim. Elbette, ergenlik dönemindeki bireylerin pek çok yönden eksik kalması ve yeterli tecrübeye henüz ulaşamamış olması söylenegelmiş bir gerçek ancak kanımca burada Holden'ın sorunu söylediklerinin arkasında duramaması. Sahtekarlıktan ve yalandan ölesiye nefret ettiğini sürekli söylerken kendisinin ''Hayatta karşılaşabileceğiniz en felaket yalancı benimdir herhalde.'' şeklindeki bu cümleyi kurması, tanıştığına memnun olmamasına karşılık aksini belirterek insanlara ''Tanıştığıma memnun oldum.'' demesi sahtekarlık ve yalancılık değil midir? Bu durumda Holden'ın yalancılığının bilincinde olduğunu üstteki cümlede ifade etmesi ancak gözünü kırpmadan bu faaliyete devam etmesi bence onun çokça nefret ettiği bu kavramları kendisinin içselleştirmesi ya da daha doğru bir deyişle hareketlerinin temel motivasyonu haline getirmesi, onu çevresindekilerden daha az yalancı ya da daha az sahtekar yapmayacaktır zaten bana kalırsa gerek Holden'ın tam manasıyla anlaşılamamış olması gerekse de kitabın aralarında uçurumlar olan ihtilaflara mevzu olması tam da bu tutarsızlıktan kaynaklanmaktadır ve bunun yalnızca ergenliğin bir ürünü olmadığı da söylenmelidir zira ilerleyen zamanlarda Holden'ın psikolojik olarak destek görmesi bunu kısmen açıklar niteliktedir ancak üzerine konuşulması gereken daha pek çok nokta vardır.
Daha önce karşılaştığım incelemelerde bir kısmın bu kitabın Amerika'da had safhaya çıkmış bireyselciliğe ve kapitalizme bir tepki olarak çıktığını söylemesine ve diğer kısmın da bu kitabın argolarla süslenmiş, başrolünde bir ergenin olduğu arabesk bir öyküyü anlattığını söylemesine rast geldim. Bu iki tarafa da bir derece katılmaktayım ancak çoğumuzun odak noktasının yalnızca bir yerde sabitlendiğini de eklemem gerek . Pek çoğumuz kitapta Holden'ın argosuna ve davranışlarını süslediği tek tip tutuma bağlı kalmış olabiliriz ki kitapta bu öne çıkarıldığı için bunun böyle algılanması normal ancak bence burada odaklanılması gereken mevzu Holden'ın iletişim kurduğu insan profilleri ve Holden'ın onlara bağlı olarak büründüğü roller - belki bu sahtelik olarak adlandırılabilir, bakış açısına kalmış-. Holden ve diğerlerinin ilişkileri arasında beni en çok etkileyen kendisinin metroda karşılaştığı rahibelerle olanı zira bazılarımız onu özgün ve açık fikirli - bu da farklılık gösterebilir- birisi olarak görürken onun bir rahibeyle Romeo ve Juliet üzerine konuşurken çekimser bir tutum izlemesi bana bu noktada biraz ön yargılı geldi. Kendisi ilerleyen cümlelerinde çekimserliğinin kitaptaki ''müstehcen'' sahnelerden kaynaklandığını eklerken yaptığı açıklama da bana biraz eksik geldi sanki rahibelere karşı gardını almış ve rahibeleri ''klasikleşmiş'' kalıplara sokmuş gibiydi. İşte tam da bu örnekten hareketle Holden'ın değişen tutumlarıyla birlikte farklılık gösteren nezaketini incelemek onun hakkında daha doğru bir tahmine ulaşmayı sağlayabilir ve bu tahmin, onun yalnızca ''boş bir ergen'' olarak yargılanmasını destekleyen yahut çürüten bir konumda olmaya hak kazanabilir.
Hasılı, Holden'ı hala tam manasıyla sevmemiş ve bu kadar ünlü olmasını anlayamamışken- dikkatinizi çekerim 2 yıl önce bunu anlamsız bulmaktan öte haksız bulurdum- ona belirli zamanlarda tekrar şans vermeyi uygun görür, size de aynısını tavsiye ederim. Aynı şekilde vaktiniz varsa yazarın biyografisi niteliğindeki ''Çavdar Tarlasındaki Asi'' filmini izlemenizi öneririm. Sonuç olarak Holden ve Salinger üzerine denilecek çok şey olmasına karşın bir süre sonra tam da bu ''şeyler'' fazlalığını kaybediyor, ben bunu tam olarak Holden'ın derinleşirken sığlaşmasına, sığlaşırken de derinleşmesine benzetiyorum . Neyse, sizin skalanızda Holden'ın nerede olduğunu bilmem mümkün değil ancak kendi skalamda Holden'ın biraz anlamsız kaldığını belirtmeliyim ancak skalalarımızın da en iyi yanı değişebilir olmaları . O yüzden kitabı ilk defa okuyacak olanlara da Holden'a şöyle tekrardan bir selam çakmak isteyenlere de keyifli okumalar dilerim :)