·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ekim 2020 17:09 Kitap siparişi vereceğim gün listem neredeyse tamamlanmıştı. Gözüm bu sitede Ayfer Tunç'a ilişti. Yahu o kadar bahsediliyor, karşıma çıkıyor bir tanışamadım kalemiyle bekletmeyim artık tanışayım dedim. Aslında daha önce Aziz Bey Hadisesi'ni eklemiştim sepete ancak kitap hakkında o kadar çok yorum vs okudum ki gerçek anlamda okumuş kadar hissedip kitaba yükselişim yerle bir oldu ve listeden çıkarttım başka bir zamana artık diye :) Sonra Suzan Defter'e denk geldim. Kimse önermemişti, ağzım hala yanıkken yorum da okumamıştım hiç. Zaten sadece arka kapak yazısını okumak yetmişti:
"İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?"
"Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."
Neyse kitap elime ulaşınca hemen kitaba mekan biçtim, yer biçtim. Bazı kitaplar beni masada oku, aklın boşken oku derken; bazı kitaplar doğada oku, yolculukta oku beni diyor. Benimde bu kitaba seçtiğim mekan, kampüsümün tenha vakitlerinde bana sadece kuşların eşlik ettiği sabah saatleriydi. Dramatik de olsa bir aşk hikayesi okuyacağımı arka kapak yazısından anlamıştım.
Kitabı şimdi bitirdim. Bu satırları yazdığım yer masam. En son makale okur gibi Gülün Adı kitabını bilerek masada elimde kalemle okumuştum. Aynen güzel bir hayaller-hayatlar yaşadım :) Görünmeyen bir virüs, niyetimi gördü sanki.
Her ne kadar buz gibi bir ortamda okusam da beni etkilemeyi başardı Suzan Defter. Ayfer Tunç'un kalemiyle bu kadar geç tanıştığım için kızıyorum kendime. Karakterlerin duygu geçişleri, gözlemleri, psikolojik tasvirleri çok büyük bir ustalıkla yazılmıştı. Onlara biçtiği ruh halleri çok yerindeydi ve kitapta bize ne süzülsün istiyorsa ya da biz ne almak istiyorsak kolaylıkla ulaşabilir bir yalınlıkla yazmıştı.
Kitabı okumayıp, okumayı düşünenler için birkaç bir şey yazmak istiyorum. Eğer benim gibi yazarın kalemiyle ilk defa tanışıyorsanız kısa süreli bir tutunamama yaşayabilirsiniz. Ya da sadece bu kitaba özeldir ki büyük ihtimal öyle. Neyden bahsediyorum; hayır arkadaşlar Can Yayınları kitabı hatalı basmamış :) Google'a yazıp sorduğumda tabi ki karşıma ekşide yığınla şey çıktı. Linke tıkladığım anda kendimi üniversitede herkes kaynaşmışken dönem ortasında yatay geçişle bölüme gelen öğrenci gibi hissettim. Kitabı okuyanlar yerini almış, okumayanların ya acaba basım hatası mı var sorusuna köşede kıs kıs gülüyorlar.
Kitabın olayı şu; kitapta iki farklı kişi tarafından, takvimin aynı günleri yazılmış iki farklı günlük var. Birini mesleğini bırakmış avukat bir erkek, diğerini kalabalıklar arasında gözü hep aynı kişiyi arayan bir kadın yazıyor. Gerisi, yaşanan hüzünlü kısa bir aşk hikayesi ardından bu iki kişinin duyguları(hatta üç kişi desem daha doğru olur), geçmişi, geleceği yani insanı var eden her türlü hayat elementinden oluşuyor. İçeriğine kısaca da olsa el uzatıp okumayanların heveslerini törpülemek istemiyorum. O yüzden onun yerine bu kitabı okumayı kolaylaştıracak, yukarıda bahsettiğim basım hatası mı mevzusunu yok edecek tavsiyede bulunayım. İki günlüğü ayrı ayrı okudum. Önce erkeğin günlüğünü(çift sayfalar erkeğe ait, tek sayfalar kadına), ardından kadının günlüğünü okudum. Kesinlikle daha anlaşılır bir okuma oldu.
Kitaplığında bekletenler, bekletmesin. Sizle tanışıp, içlerini döküp gitmek istiyor ikisi de.