·632 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Temmuz 2016 10:24 Kitabın girişindeki Gonçarov'un hayatının kısa özetini okuyunca, Oblomov'un öncelikle Oblomov'un Rüyası adlı bölümünün bir dergide yayımlanmış ve ardından yedi-sekiz yıl sonra Oblomov'un son haliyle basılmış olduğunu öğrendim. Bu durumda Oblomov'un Rüyası adlı bölüm özellikle merakımı cezbetti.
Kitabı okumaya başlayınca öncelikle Oblomov'un Oblomovluğunu görüyoruz. Gonçarov birinci bölüm boyunca Oblomov'un hayatından bazı örneklerle, farklı tutkularla hayatı yaşayan kişilere verdiği tepkilerle bize Oblomovluğu anlatıyor. Oblomov'un Rüyası adlı -sadece bu bölümün ismi bulunmakta- ikinci bölümde ise Oblomov'un Petersburg'da yaşadığı bu tembel, duyarsız hayatın aslında çocukluğunu geçirdiği aile çiftliği olan Oblomovka'da kimsenin çok çalışmadığı, hiçbir işin 'hemen' yapılmadığı ama herkesin çok mutlu olduğu hayatın bir imitasyonu olduğunu görüyoruz. Oblomov'un çocukluğunu da bilerek okuduğum kitabın devamında Oblomov'u daha da tanıdıkça Oblomovka özlemini ve Oblomovluğunu hüzünle, yer yer ona hak vermekten kendimi alamayarak okudum. Ve bir de canlılık, hareket, çaba gerektiren bir aşk hikayesi de var ki Oblomovluğu iyice anlamamızı sağlıyor.
Hepimizin zaman zaman içten içe "Ahh hiçbir şey yapmasam, hayat beni bir rahat bıraksa" diye düşündüğümüz zamanlar oluyordur. Oblomov'u okurken ister istemez insan kendisini sorguluyor ve "Acaba benim istediğim de bu mu idi?" diye düşünmeden edemiyor. Gonçarov bu kitapla Rusya'nın zengin, köle sahibi ailelerinin son fertlerinin yeni hayata uyum sağlama çabalarını anlatırken hem de farklı karakterlerin bakış açılarından hayatın aslında nasıl olması gerektiği sorusunu aklımıza düşürüyor.
Uzun fakat kesinlikle sıkmayan bir kitap, bu kalın görünümünden gözünüz korkmasın nasıl okuduğunuzu anlamayacaksınız bile. Tavsiyedir.