Gönderi

GİZLİ GÜCÜN İZİNDE 15 YILLIK BİR TARİHÇİ
3/10
·1168 syf.··
2020 184. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2020 21:36
_________ youtu.be/4WXhQrkcJ5I Umudumuz Şaban/ Muhtarlık konuşması __________ Sinan Meydan, bu kitabı on beş senelik bir çalışmanın sonunda ortaya çıkarmış. Gösterdiği emek, çaba takdir edilebilir; zira faydalandığım yerleri de oldu. Bunlara bilhassa laikliğin ve Osmanlı'nın Batılılaşma sürecinin anlatıldığı bölümleri örnek verebilirim. Bu bölümlerde başka tarihçilerin ve araştırmacıların konuyla ilgili değerlendirmelerine de yer verilmiş. Ortak sonuç, Atatürk'ün devrimleri, Osmanlı'nın Batılılaşma hareketinin bir sonuca varmasıdır. Ancak Osmanlı döneminde çok kararlı, kapsamlı şekilde yaklaşılmamış ve başta ulema olmak üzere yenilik karşıtı çevreler karşısında hep geri adım atılmak zorunda kalınmış. Atatürk döneminde ise bu hatalar yapılmayarak hızla devrimler yapılmış ve yüzyıllardır beklenen gelişim büyük ölçüde sağlanmış, en azından temeli sağlam şekilde atılmıştır. Atatürk'ün, en radikal görünen devrimlerini bile halka bizzat tanıtarak, tartışarak yaptığı belirtilmiş. Halkın da, kurtarıcı olarak gördüğü Atatürk'e mutlak surette güvenerek onu desteklediği örneklerle ortaya koyulmuştur. Sinan Meydan'ın Atatürk'ün inancı konusunda vardığı sonuç genel olarak şu şekildedir: Selanik'te yetiştiği sosyal ortam, gittiği dini okulda gördüğü kötü muamele, tarikatlar ve şeyhler gibi çağın gerisinde kalmış kurum, kişilerden aldığı kötü izlenimler neticesinde dine pek de araştırmadan soğumuştur. Dönemin atmosferinde Batıdan gelen Darwinist, pozitivist, materyalist fikir ve fikir adamlarından da etkilenmiş, bu da dine bakışında olumsuz etki etmiş. Suriye'de görev yapması onun inancında ilk kırılma olmuş, burada Arap dinini yani İslamın Arap yorumunu görmüş, kendi büyüdüğü Alevi- Bektaşi kültürüyle yoğrulan İslamın Türk yorumunun ne kadar doğru, güzel olduğunu anlamış ve bunu gerçek İslam olarak bellemiş. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları da benzer kırılma anları olmuş, Mustafa Kemal için inanç vazgeçilmez bir noktaya taşınmış. Devrimlere karşı isyanların yaşandığı 1925-30 arasında hem bu nedenlerle hem de okuduğu dine eleştiriler bakan kitaplar nedeniyle Atatürk, dine yönelik eleştirel tutum takınmış lakin bu kısa sürmüş, sonunda akılcı, bilime uygun gerçek islamı bulmuş, bu yönde temeli onun çok iyi bildiği Kuran olmuş, zira Kuran'da akla ters hiçbir şey yokmuş. Meydan'ın bu savlarına temel yaptığı dokümanlar genel olarak, Atatürk'ün 1919-1923 arası konuşmaları, mektup ve benzeri dökümanlardır. 1924'ten sonraki tüm onca dine, Tanrıya, Peygambere yönelik eleştiriler ise sadece Atatürk'ün bilimsel yaklaşımı olarak anlaşılıyor ve Atatürk böylelikle, asırlardır nakille, değişmez kurallarla dizayn olmuş zihinleri akla ve bilime ısındırmak istemiş, yoksa kendisinin şahsi inancına dair en ufak bir şey yansımamış bu yazılara. Neticede de son nefesinde aleyküm selam diyerek ölmüş. __________ youtu.be/HLX6e6Q9KHQ Tosun Paşa/ Tutmayın Küçük Enişteyi __________ Sinan Meydan, Panzehir kitabında Atatürk karşıtlarının psikolojik savaş uzmanları gibi davrandıklarından bahsetmişti. Kendisine katılıyorum. Ancak kendisinin de buna benzer bir yönde olduğu izlenimini, Atatürk ile Allah Arasında kitabından aldım. Sayfa 212'de "... Ölümün kol gezdiği Gelibolu sırtlarında, sanki GİZLİ BİR GÜÇ onu korumuş gibiydi," diyor. Aynı gizli bir güç kavramını sayfa 283-284'te Atatürk'ün, Tarih-2 kitabına yazacağı bölümler için kendisine temel aldığı ve işaretlemeler yaptığı, Caetani'nin kitabının şu parafından yola çıkarak, kendi çıkarımıyla bağlantı kuruyor: "'Şöyle ki, (Muhammed) kendisini tahrik eden batini(gizli) amilin yukarıda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. Muhammed'i harekete geçiren bir amil samimi heyecanlar olmuştur.' Atatürk bu cümleleriyle, Muhammed'in Kuran üzerinde çalışırken tabiatın üstünde GİZLİ BİR GÜCÜN kendini bu çalışmaya sevk ettiğine samimi olarak inandığını belirtmiştir." Muhammed, tabiki buna samimi olarak inanmış olabilir ama önemli olan bu değil. Önemli olan Meydan'ın yavaş yavaş kitabında Atatürk = Muhammed ve Atatürk'ün devrimleri = Muhammed'in 'devrimleri' şeklinde eşitlikler kurmasıdır. Sayfa 889'da Meydan şunları diyor: "Cahilliye geleneklerinin kıskacındaki bir toplumu 15 YIL gibi kısa bir sürede eski kötü geleneklerinden uzaklaştırmayı başaran Hz. Muhammed, pek çok tarihçiye ve ilahiyatçıya göre, gelmiş geçmiş en büyük insanlardan biriydi." Sinan Meydan'ın bu 15 yılı neyi baz alarak söylediğini ben anlayamadım. Çünkü, Muhammed'in hayatından önemli tarihleri incelediğimizde 15 yıl aralığı çıkmıyor. İsterseniz bakalım: 571- Doğum 610- İlk vahiy/ Peygamberlik başladı 622- Hicret 624- Bedir Savaşı 625- Uhud Savaşı 627- Hendek Savaşı 630- Mekke'nin Fethi 632- Ölüm Buradan çıkan tek 15 yıl aralığı, ilk vahyin gelmesi ile Uhud Savaşı arasında söz konusu gibi gözüküyor lakin bu da belirtilen özelliklere tekabül etmiyor. Muhammed'in denildiği üzere Cahilliye geleneklerinden halkını uzaklaştırdığı dönem olan peygamberlik süreci, 22 veya 23 senedir. Yani, 15 yıl değil. Acaba, Sinan Meydan'ın bu 15 yılı baz aldığı nokta, Türkiye Cumhuriyeti Atatürk Devrimleri bölümü(1922-1937) veya Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı süreci(1923-1938) mi? Sinan Meydan'ın kitap boyu yavaş yavaş geldiği noktayı ve bu noktaya geldiği süreci göz önüne alınca bu sav bana uzak ve mantıksız gelmiyor. (Bu arada bu sav, bana ait değildir. Bir başka tarihçiye aittir.) Bir videoyla kısa bir mola verelim mi? __________ youtu.be/l03DCLQH0RY Neşeli Günler/ Aslan kadar aslan __________ Aynı konudan devam edelim. Sayfa 889'da Sinan Meydan, "Atatürk'ün Samsun yolculuğu ile Hz. Muhammed'in hicret yolculuğunun hem nitelik olarak hem de kullanılan Kuran kavramları açısından birbirine benzemesi dikkat çekicidir," diyerek bence kitapta nirvanaya ulaşıyor. Burada, kahkaha atmaktan kendimi alamadım. Çünkü, insanı en çok güldüren şey, çok zıt şeylerin birbiriyle eş gibi ve ciddi şekilde sunulmasıdır. Ayrıca, bundan önce Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'na başlama sürecinde söylediği birtakım dini sözler üzerinden Muhammed = Atatürk eşitlemesi yaratılmak istenmiştir. Meydan'ın bu yönde bir örneği şudur: Atatürk Samsun'a giderken "Allah bizimledir" demiş, Muhammed de Ebubekir'le hicret ederken peşindeki Mekkelilerden kaçmak için sığındığı mağaradayken aynısını demiş ve GİZLİ BİR GÜÇ, onları korumuş. Bu gibi bir iki örnek daha sıralanıyor. Neticede de Atatürk ile Muhammed arasında düşünsel, metafiziksel bağ olduğu mesajı veriliyor. Gerçekten, oldukça zorlama yorumlar ve Sinan Meydan'ın tabiriyle psikolojik savaş uzmanlarına yakışır işler değil mi? __________ youtu.be/H_boaYCucTo Neşeli Günler/ Ben Amerikadayken __________ Sinan Meydan, önsözünde, kendisini bu kitabı yazma yönünde motive eden bir unsur olarak, üniversitede Rıza Nur, Kazım Karabekir gibi Atatürk karşıtı ve dayanıksız iddiaların olduğu kaynakları baz alarak Atatürk karşıtlığı yapan iki hocası olduğunu laf göndermeli şekilde belirtiyor. Bence, Meydan, bu hocaları benzeri Atatürk karşıtlarının, temel argüman olarak Atatürk'ün dinsiz olmasi iddiasını temel almaları nedeniyle bunlara yanıt vermek için Atatürk'ü dindar göstermeyi kendisine bir mihenk noktası olarak almış ve 15 yıllık çalışması sürecinde de bunu, saplantı haline getirmiş gözüküyor. Öyle ki, Atatürk dönemi üzerine yoğunlaşan bir tarihçi olacaksın, bu kitabı da 15 sene gibi uzun bir çalışma sonunda yazacaksın ancak, asılsız hatta yalan bir iddiayı kitabına Atatürk'ü dindar göstermek için bir veri olarak alacaksın. Üstelik kitabının 6. baskısında, hala bu iddia yer almaya devam edecek. Bundan sonraki baskılarda umarım bu hatasını düzeltmiştir. İddia şu: Hindistan'da yayınlanan Bombay Chronicle gazetesi, 28 Ağustos 1937'de "Kemal Paşa Avrupa'yı ihtar ediyor; 'Filistin'e El sürülemez!' başlığıyla Atatürk'ün olduğu iddia edilen bu sözleri sayfalarına taşıyor. Sinan Meydan da "Görüldüğü gibi Atatürk, 'Mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız…" diyor diye bu iddiaya sarılarak ballandıra ballandıra anlatıyor. Kaynak olarak verdiği belgede ise Şükrü Kaya'nın CUMHURBAŞKANLIĞINA hitaben bunu sorduğunu veya yazdığını belirtiyor. Şimdi adım adım gidelim. Bombay Gazetesinin bu iddiası iki noktaya dayanıyor. Birincisi, Hakimiyeti Milliye gazetesinde bu haberin geçiyor olduğudur lakin bu gazete o yıllarda yok. 28 Kasım 1934'te Ulus adını alıyor ve Ulus gazetesinde de böyle bir haber yok. İkincisi, bu sözleri Atatürk Meclis'te söylemiş deniliyor. Lakin 1937 haziranında yapılan Meclis görüşmelerinde ne Atatürk konuşmuş ne de Filistin konuşulmuş. Ayrıca, Şükrü Kaya, Sinan Meydan'ın dediği gibi Cumhurbaşkanlığına değil, BAŞBAKANLIĞA yazıyor. Sanırım, Sinan Meydan, Atatürk'ü dindar gösterecek bir veri bulduğuna o kadar inanmış ve mutlu olmuş ki, belgeyi bile dikkatli okumamış. Tabi, insanlık halidir. Lakin 15 senelik bir araştırma ürünü olan kitaba bir iddiayı taşırken Atatürk dönemine yoğunlaşan bir tarihçinin yapacağı bir hata mıdır bu, diye soruyor insan. __________ youtu.be/2WMrPJFuiik Süt Kardeşler/ Allah Allah __________ Asılsız/yalan iddia demişken devam edelim başka bu özellikteki bir bölümle. Sinan Meydan, Atatürk'ün maneviyatını ele aldığı bir bölümde, onun dindarlığını tüm hızıyla verdiği örneklerle temellendirmeye çalışırken "iddia" diye söze başlıyor. Şimdi, kitap bu yönde giderken bu şekilde bir başlangıcı görünce okurun zihninde ister istemez, "mantıklı ve dayanıklı bir iddia" imgesi oluşur. Neyse, iddiayı Sinan Meydan şu şekilde ifade ediyor: "Atatürk, ölümünden yaklaşık 15 gün(YİNE 15) kadar önce, bütün Müslümanların ancak Hz. Muhammed'in yolunu izleyerek kurtuluşa ulaşabileceklerini söylemiştir." Bunun kaynağı olan Ahmet Gürtaş ise peşine şunu diyor: "Bu mesajın tarihi bakımdan varid olup olmadığını, şayet varid ise, yerli HERHANGİ BİR KAYNAKTA BULUNUP BULUNMADIĞINI BİLMİYORUZ…" Meydan da buna katılıyor, 12 Eylülcülerce bu iddianın sömürüldüğünü ve mahkemeye taşınarak bu iddianın asılsız olduğunun ortaya çıktığını söylüyor. Peki madem, asılsız olduğu mahkemede ortaya çıkmış bir iddiayı, Atatürk'ü canhıraş şekilde örnekler vererek dindar göstermeye çalıştığın sırada ve kitabında "iddia" diyerek neden yer veriyorsun? Madem yalan olduğu kesin suretle kanıtlanmış neden insan, hem de Atatürk dönemi konusuna yoğunlaşmış bir tarihçi, 15 senelik araştırma sonucunda yazdığı bir kitaba bu iddiayı taşır? Neydi, psikolojik savaş uzmanlığı değil mi sayın Sinan Meydan. Subliminal mesajları hep Atatürk karşıtları yapmıyor sanırım. Ama hatadır sadece, en azından hata olduğuna inanmaya çalışalım. __________ youtu.be/qvWmpQbLqXk L&M - İsmail Abi/ Taam Taam İnandım __________ Atatürk karşıtları bile bilir ki, Atatürk akılcı, bilimi temel almış bir insandır. Sinan Meydan da kitabında Atatürk'ün bu yöndeki çalışmalarını, izlediği stratejileri bahsetmiştir. Lakin saplantı devreye girince mantık, sağduyu uçup gidiyor. Atatürk'ün uşağı olan Cemal Granda'dan şu anıyı inanarak ve güzel bir şey gibi aktarıyor: "Harbiye'de öğrenciyken bazı hafta tatillerinde Beykoz'da Yuşa Efendi Dergahı'nın şeyhine konuk gitmiş. Şeyh de ona ve beraber gelen diğer gençlere okulu bırakmamalarını, okuyup büyük adam olmalarını öğütlemiştir. (Cemal Granda'nın anlatımıyla diyor Sinan Meydan) Mustafa Kemal, o günleri hiç unutmamış olacak ki Boğaz'dan her geçtiğimizde başını Beykoz'un üstündeki dergaha doğru çevirerek eski anılarını tazeler ve bize 'Eger Şeyh hazretleri okuma aşkı vermeseydi, halimiz nice olur?' der, dururdu" Tam, İsmail abilik bir anı değil mi? Çünkü Atatürk ki, tarikatlere ve onların zihniyetine kesin suretle karşı bir insandır ve nitekim bunları da kapatmıştır, ve tarikat, şeyh zihniyetinin aksine bir sürü sözü vardır. Ve yine o Atatürk ki, hayatı boyunca 5 bine yakın kitap okumuş, çok sevdiği annesinin, kendisinin din adamı olmasını istemesine rağmen buna karşı çıkıp ısrarla pozitif bilimlerin okutulduğu çağdaş okullara gitmek için ısrar etmiş, nihayetinde hayatında en sevdiği şeylerden olan asker olmak için, subay okullarını kazanmış ve buralarda okumuş bir insandır. Ama Sinan Meydan bunları göz ardı ederek Cemal Granda'nın Atatürk öldükten çok sonraları tanığı olmaksızın aktardığı, Atatürk'ün karakterine aykırı bu anıya sımsıkı sarılıyor. Yine Sinan Meydan benzer özelliğe sahip Halide Edip'in Atatürk ile Fevzi Paşaların aynı anda rüyalarında Muhammed'i görmeleri anısını ve bu yönde başka anıları ballandıra ballandıra anlatıyor. Şimdi, Atatürk karşıtlarının Çanakkale Savaşları'ndaki Atatürk'ün rolünü diskalifiye etmek için yeşil sarıklılar iddialarına çok benzer bir konuma Atatürk'ü Sinan Meydan da taşımış olmuyor mu? Ne farkı var? Hem kendisi de yeşil sarıklılar iddiasının mantıksız olduğunu söylüyor. Benzer mantığı kendine de uygulasa keşke! _________ Bu incelemede, ilim ve fenne dayananlar makbul. İmam Gazali, İbni Sina, İbni Rüşd gibi önde gelen Müslüman din adamlarının açıklamaları da sıradan açıklamalardan büsbütün başkadır; yalnız ifadelerinde çok rumuz var. Dindar düşünürler; kuralları, ilim, fen ve felsefeyi, şeriatın açıklamalarını yorumlamak için evirip çevirmeye gayret etmişler." (s.69/ 3 Aralık 1916) Atatürk'ün Bütün Eserleri, Cilt-2 __________ Atatürk'ün kendisinin Afet Inan'a yazdırdığı ve bu bölümlerin kendi el yazılarıyla kaleme alınmış nüshaları olan, Medeni Bilgiler kitabında meşhur, "Türkler Arabın dinine girmeden önce …" şeklinde başlayan parafı Sinan Meydan şu şekilde yorumluyor: Atatürk, burada İslam dinini değil, Arabın dinini, İslam'ın Arap yorumunu eleştirmiştir. Yoksa, kendisinin mensup olduğu İslam'ın Türk yorumu olan GERÇEK İslam'a yönelik bir eleştirisi yokmuş. Yine Atatürk'ün okutulması için yazdırdığı bir kitabına, kendisinin yazdığı "İnsanlar ilk dönemlerde pek acizdi … Kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. Sonunda İNSANLIK, VİCDANINDA BİR KUVVET YARATTI. O DA İŞTE ALLAH'TI." sözünü, Sinan Meydan, Atatürk bu sözleriyle insanın her şeyi Allah'tan beklenmesini eleştirerek bireyi ve toplumu ön plana çıkarmıştır, Atatürk ASLINDA burada insanların çalışıp çabalamadan, toplumsal dayanışmaya başvurmadan, Allah'tan yardım dilemelerini eleştiriyormuş. "Ziyaaa!!" Sinan Meydan, Türk Tarihinin Ana Hatları kitabında Atatürk'ün başta beğenmeyip, sonra kendisinin kaleme aldığı Mısır Tarihi bölümünde dine bir eleştiri olmadığını söylüyor. Evet, dine yok lakin Atatürk direkt TEK TANRI İNANCININ DOĞUŞUNA bir eleştiri getiriyor, önemli bir değerlendirme yapıyor. Tanrı diskalifiye edilince ortada din kalır mı? Ama Sinan Meydan bu söze değinmiyor. Söz şu: "MASUM ve CAHİL İNSANLARI YÜZLERCE ALLAHA TAPTİRMAK veya ALLAHLARI MUAYYEN GRUPLARDA TOPLAMAK ve EN NİHAYET BİR ALLAH KABUL ETTİRMEK, SİYASETİN DOĞURDUĞU NETİCELERDİR." Ayrıca bu kitaplarda Atatürk'ün bizzat kendisinin yazdığı bölümlerden çıkan sonuçlara göre; Kuran, Muhammed'in koyduğu yasalar bütünüdür, Muhammed'e gökten bir şey gelmemiştir, Muhammed uzun süre düşünmüş, düzenlemiş ve bu yasalara edebi şekilde vermek suretiyle kendisi ortaya koymuştur vs. Meydan'a göre Atatürk'ün kitaplara yazdığı tüm bu yazılar, eğitimin bilimsel ve akılcı olması içindir; asırlardır nakilci, değişmez kanunlarla zihni durmuş cahil halkı uyandırmak için bir nevi şok tedavisidir. Yoksa, Atatürk'ün eleştirdiği nihayetinde GERÇEK İslam değil, Arap-Islamıdır der Sinan Meydan. Herhalde Türk-Islam'ına göre, Kuran, Muhammed'in koyduğu yasalar bütünü, neyse sayesinde dine dair yeni bir bilgi öğrenmiş oldum. Atatürk yine bir yazısında şunları diyor: "Her durumda hayatı, herhangi bir tabiat harici etken müdahalesi olmaksızın, dünya üzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesi olduğunu kabul etmek gerekir." Meydan yine yukarıdaki savı doğrultusunda yorumluyor. Lakin, salt bilimsel çerçevede yazılsa, şu yeterli değil midir: "Hayat, dünya üzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesi sonucunda oluşmuştur." Ayrıca Sinan Meydan'ın dedikleri bir yorum ve niyet okuması olmuyor mu? Benim için sorun yok niyet okuması veya yorum yapmasında, sadece yorumlara ve niyet okumalarına yaklaşımımızda mantığı, sağduyuyu, tutarlılığı ve benzeri olguları baz almamız gerekmez mi? Mesela şurada Sinan Meydan, kendi yorumunu yapıyor hatta niyet okuması yapıyor denilebilir, tekrar diyorum bunda sorun yok, yoksa nasıl tarih yazacaksın: "Kanımca, Atatürk'ün akıl, mantık ve İslam dini arasında bir uyum olduğu yolundaki inancının kaynağı, İslamın özü olarak gördüğü Kuran-ı Kerim'dir. Atatürk anlaşıldığı kadariyla Kuran'ı çok iyi incelemiş ve sonuçta İslam akla aykırı, mantıkla çelişen ve dolayısıyla ilerlemeye engel olabilecek bir yönünün bulunmadığını görmüştür. Bence Atatürk bu düşüncelerinde haklı. Çünkü Kuran incelendiğinde, aklı ve mantığı işaret eden çok sayıda ayet var." Şimdi, bir kere bunlar Atatürk'ün düşünceleri değil, Sinan Meydan'ın yorum ve çıkarımlarıdır. Yani Sinan Meydan, "Bence Atatürk bu düşüncelerinde haklı," derken "Bence ben bu düşüncelerimde haklıyım," der gibi oluyor. Sonra Atatürk'ün Kuran'da geçen olaylara dair okuduğu İslam tarihi kitaplarında işaretlediği üç hususu belirtelim, zaten başka yerleri Sinan Meydan yeterince belirtmiş: Ayşe hakkında dedikodular varken âyet inmesi olayı, Safiye'yi Muhammed'in kendisine alması olayı, Yahudilere yönelik bir savaştan sonra yapılanlar ve dördüncü husus olarak da Medine'de Muhammed'in eşleri arasında çıkan uyuşmazlıklar. Bu son husus üzerine de bilindiği üzere âyet gelmiştir. Meydan'a göre bunlar da gayet akılcı olsa gerek. Neyse, Sinan Meydan gibi modernist Müslümanların bence anlamadıkları temel husus şudur: Bir kitapta, akledin gibi ifadeler geçiyor diye, o kitap akılcı olmuş olmuyor. Mesela, ben de, içinde yerin döşek gibi serildiği, bu yerin üzerine göğün düşmemesi için kazıklar vasıtasıyla ayakta tutulduğu gibi ifadeler bulunan bir kitap yazarım. Sonra da bunların ardından ve kitabın değişik yerlerine akletmez misiniz, diye soru sorarım veya akledin derim sık sık, şimdi benim varsayımsal kitabım da akılcı olmuş oluyor mu? Ve artık incelememin son kısmına geliyorum. Bunun için Şaban'dan borazanını öttürmesini isteyelim. __________ youtu.be/Y4GQF3DJ7MA Şaban oğlu Şaban/ Borazan __________ Sinan Meydan der ki, "Einstein ve Atatürk hayatlarının belli bir dönemindeki dine dair eleştirileri onları "dinsiz" oldukları anlamına gelmez. Onlar GELENEKSEL dinleri ve ÇARPIK Tanrı algılarını eleştirirler. Dolayısıyla onları dinsiz değil, bizim alışık olmadığımız "ÖZGÜN" din anlayışına sahip insanlar olarak tanımlamak gerekir." ve sonra da şunları ekliyor "Einstein, 'din olmadan bilim eksiktir, bilim olmadan din ölüdür,' sözü, din ile bilim arasındaki birlikteliği en açık şekilde ortaya koyar." Peki o halde, Einstein'in Dünyamıza Bakış kitabından konuyla ilgili bazı sözlerini alıntılayalım: "Kendi yarattıklarını cezalandıran ya da ödüllendiren, biz insanlarınkine benzer istekleri olan bir Tanrıyı benim aklım almaz. Bedeni ile öldükten sonra yaşayabilecek bir insan da düşünemem. Zayıf yürekliler, korku ya da gülünç bir bencillikle bu çeşit düşünceleri beslesinler istedikleri kadar. Hayatın sonsuzluğundaki sır ve gerçeğin akılları aşan kuruluşuna bakış, bir de tabiatta kendini gösteren aklın, ne kadar küçük olursa olsun, bir parçasını kavramak için göstereceğimiz o içten çaba yetiyor bana." - Burada Einstein çok açık şekilde, teistik bir Tanrıya inanmadığını söylüyor. Aynı şekilde teistik bir tanrının gereği olan ahirete de inanmıyor. Bununla birlikte "tabiatta kendini gösteren akıl" diyerek deistik bir tanrı veya doğa yasalarına vurgu yapıyor. Benzerini Aristo'nun ilk hareket ettirincisinde de görebiliriz. "Hayatın sırlarıyla karşı karşıya gelmek, korku ile de karışarak dinleri yaratmıştır." - Einstein, Atatürk'ün kitaplara yazdığı ve muhtemelen d'Holbach'tan veya Abdullah Cevdet'ten edindiği bilgilerle aynı şekilde dinleri yaratan olgunun temelinde korku olduğunu belirtiyor. Yani, dinler ilahi bir şey değil, insan ürünü diyor. "İnsanın ahlaksal davranışı, başkalarının acısını paylaşmasına, eğitime ve toplumsal ilişkilere etkin olarak bağlanmalıdır. Bu davranışın dinsel bir temele hiç de ihtiyacı yoktur, insanların kendilerini ölümden sonraki ceza korkusu ve ödül umudu ile kendilerini tutabileceklerini düşünmek insanlık için hiç de övünülecek bir şey değildir." - Burada Einstein, açık bir şekilde teistik ahlak anlayışına karşı çıkıyor, bunu benimsemediğini söylüyor. Orda onu demek istemiyorculuk yapılmadığı takdirde teistik ahlak anlayışının Einstein'in sözlerindeki gibi olduğu gayet rahatça görülebilir. Tanrı bir şeye iyi derse o iyidir, kötü derse kötüdür. Eğer Tanrı birini öldür derse bu da otomatikman iyi olur. Bu durum, Sinan Meydan'ın akılcı GERÇEK dinine uymayabilir lakin durum budur. (Bu da bonus olsun) "Bugün köleliğin genel olarak ortadan kalktığını ileri sürebiliyorsak, bunu bilimin pratik sonuçlarına borçluyuz." Sinan Meydan'ın akılcı GERÇEK dininde kölelik kurumu varlığını koruyor mu yoksa ilahi gücün emriyle kaldırılmış mıdır? Sinan Meydan diyor ki, Einstein, Atatürk gibi insanların kendilerine özgü bir din anlayışları vardır. Madem öyle Einstein üzerinden gidelim. Tekrara düşmek istemiyorum, zaten notları alıntılarin hemen yanına yazdım. Şimdi, orda onu demek istemiyorculuğu bir kenara koyup mantıklı, objektif şekilde düşünelim: Einstein'in din anlayışı onun mensup olduğu dinsel kültür olan Musevi-Hristiyan kültüre/dine benziyor mu? Onun tanrı anlayışı teistik tanrı anlayışına benziyor mu? Açıkça görülebilir ki ve Sinan Meydan'ın da bir yerde değindiği Tanrı zar atmaz, sözündeki Tanrı, Meydan'ın anladığı tanrı değildir. Yani teistik tanrı değildir. Sinan Meydan'ın Einstein'in mensup olduğunu iddia ettiği özgün din anlayışı Ortadoğu dinlerine hiç benziyor mu? Buradan geliyoruz, Einstein = Atatürk eşitliği kurulmasına bu konuda. Atatürk'ün de Einstein gibi özgün bir din anlayışı var diye kabul edelim. Peki böyle bir din anlayışının Ortadoğu dinlerinden İslam'la bir alakası var mı? Böyle bir tanrı anlayışının teistik tanrıyla ne alakası var? Çünkü Meydan bu eşitliği kuruyor ve bunu Atatürk Müslümandı, dindardı diye yaptığı açıklamalarının temelini oluşturduğu kitaba ve ilgili bölümlere ekliyor. Meydan'ın bir karar vermesi lazım: Atatürk Müslüman olup mu dindar yoksa Einstein gibi özgün bir din/Tanrı anlayışına göre mi dindar? Çünkü bu ikisi aynı şeyler değil, bambaşka şeyler. Sinan Meydan, ön kabulü/saplantısının etrafında dolanirken, Atatürk gibi akılcı ve bilimi mihenk yapmış bir insanı, rüyadan, tarikatlarden, şeyhlerden icazet ve ilham alan biri haline getiriyor, bir yandan da Atatürk çok akılcıydı diyor. Sonra, Müslüman olup dindardı diyor, hatta daha önce değindiğim birtakım verilerle Muhammed = Atatürk ve Muhammed'in 'devrimleri' = Atatürk devrimleri eşitlikleri kuruyor, bir yandan ise Atatürk Einstein gibi özgün bir din anlayışına sahip olup dindardı diyor. Bence, Atatürk Müslüman olup dindardı savına aklı yatmayan, ikna olmayan olursa diye alternatif olarak Einstein gibi özgün bir din anlayışına göre dindardı seçeneğini ekliyor. Buyrunuz, seçiniz beğeniniz alınız diyor bir nevi. Ben de diyorum ki, yok kalsın. Benim karnım tok. Ayrıca 2006'da yeni anısı ortaya çıkan dönemin ABD elçisi Sherril'in, bu yeni çıkan ve Atatürk'ün Tebbet suresini okuyup, bunları çevirteceğim ki Türk halkı görsün, sonuçlarını düşünebiliyor musunuz, mealindeki anıyı diskalifiye etmek adına baştan bir kere Sherril'i koyu Hristiyan diye kodluyor, ardından da Sherill'in bununla çelişen sözlerinin de olduğunu belirtiyor. Ancak aynı Sinan Meydan, aynı Sherill'in anılarında, Atatürk'ün agnostik olduğunu reddettiği sözlerini muteber olarak kabul ediyor. Burada dikkat çektiğim nokta, bu anıların muteber olup olmaması değil, Sinan Meydan'ın kendisiyle çelişen tutumlarıdır. Kitap boyu olduğu üzere bir nevi nabza göre şerbet sözünü takip ediyor. Mesela, bu kitabında Atatürk hakkındaki fikri, Müslüman dindar (gerçi özgün dinde olup dindar da diyor da neyse) iken Panzehir kitabında göklerden indiği sanılan kitaplar sözü üzerine ortaya atılan Atatürk dinsiz iddiasını diskalifiye etmek için, Atatürk'ün annesine mektuplarında kullandığı dini terminolojiye ait kelimelere dayanarak ona nasıl dindar diyemezsek, gökten inildiği sanılan sözlerine dayanarak da dinsiz diyemeyiz diyor. Üstelik bu kitabında yani Atatürk ile Allah Arasında kitabında Atatürk'ün annesine yazdığı aynı mektuplar ve bunun gibi dökümanları, Atatürk Müslüman olup dindar iddiasına muteber kanıt olarak sunuyor. Sayın Sinan Meydan, lütfen bir karar ver, diyesim geliyor. İyi okumalar BONUS-1: youtu.be/JDqjWrwlDMI BONUS-2: youtu.be/sutTAoFsOx8
Tarih
Atatürk ile Allah ArasındaSinan Meydan · İnkılap Kitabevi · 2016301 okunma
··
39 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Toplumların bilim ve akıl çizgisinde yürüdüğü zaman güven içinde yaşayabileceğini savunan, ilkelerini bu temeller üzerine kuran bir liderin, aslında dinine de bağlıydı diye sunulması haksızlıktır. Atatürk insanları ne dine davet etmiş, ne de dinden uzaklaştırmıştır. Kur’an’ın doğru ve düzgün bir çevirisinin yapılmasına öncelik vererek, kutsal kitap olarak okuduğun bir yerde ne yazıyor; önce anla, anla ki neye inandığını bil demek istemiştir. Dini alet edenlere, hurafelerle halkı uyutanlara geçit vermeyişi de onun akılcılıktan, bilimden yana olduğunun bir başka göstergesidir. Şahsi kanaatimi yazacaktım ama, yeri böylesi tarafsız ve değerli bir incelemenin yorum alanı değil. Hakikaten çok güzel ve verimli bir inceleme olmuş. Eline sağlık.
Kaan
Gönderi Sahibi
Evet, haklısın ve böyle bir lideri oldukça zorlama yorumlarla şeyhten öğüt alan, rüyadan ilham alan gibi bir konuma taşımak, kaynaklarda oportunist davranmak bence ne bir tarihçiye yakışıyor ne de bir Atatürkçüye. Sinan Meydan gibi tarihçileren, günlük tarihçi diyorum. Halil İnalcık gibilerse evrensel tarihçilerdir. Kendi kanaatini de yazabilirsin, sorun değil ayrıca. Teşekkür ederim yorumun icin, begenmene sevindim.☺
İncelemeniz çok güzel olmuş, kaleminize sağlık. Bizim toplumumuzun en büyük kusuru herkesi bir din çerçevesine sokmak. Herkes inanmak zorunda değil, her inanan göstermek zorunda değil. Kendimi bildim bileli Atatürk ile ilgili hep din konuşuluyor. Yahu adam neye inanıyorsa inanıyor size ne! Sizi düşmandan kurtarmanın planını yapıp bağımsızlığını kazanmanı sağlayan lider mi? Evet. Şu anda o ve onun gibi vatan sevgisi olanlar sayesinde mi özgürsün? Evet. Eee o zaman? Din bunun neresinde? Dine bu kadar saplananlar acaba son nefeslerini verirken dine bağlı gideceklerinden emin mi! Her neyse... uzattım gereksiz yere. Atatürk’ün kişiliğine, yaptığı onca güzelliğe bakmayıp dine saplanılmasına gıcık oluyorum. Bu sadece bana göre düz kafalılık.
Kaan
Gönderi Sahibi
Katılıyorum. Benim de takıldığım nokta burasi işte. Bir taraf, Atatürk dinsiz diye propaganda yapıyorlar. Sanki dinsiz olmak kötü bir şey gibi. Bunların temel karşı oldukları şey ise Laiklik ve Medeni Kanun gibi başlıca devrimlerin kendi din anlayışlarına karşıt olmasıdır. Lakin, şunu göz ardı ediyorlar veya hiç bilmiyorlar, Osmanlı da bu konularda uzun zamandır yenilikler yapmaya çalışıyordu. Bununla birlikte evliyalar ve şeriat devleti gibi gösterdikleri Osmanlı'da örfi kanunlar çok önemli konumda. Ve Halil İnalcık başta olmak üzere birçok tarihçi, Osmanlı'nın bu Türk geleneğine dayalı yönetim anlayışı nedeniyle Atatürk zamanında laikliğe daha kolay geçilebildigini söylüyorlar. Mesela diğer Müslüman insanları yüksek oranda içinde barındıran devletler bunu başaramadılar. İşin öte tarafında ise Sinan Meydan gibi Atatürk'ü dindar gösterelim ki, Atatürk karsitlarinin propagandasini kiralim fikrinde olanlar bulunuyor. Lakin bunlar da çoğu kez bir süre sonra kendi zihinlerindeki din, tanrı inancını Atatürk'e yansitiyorlar. Bunu da o kadar zorlama yapıyorlar ki Atatürk'ün kendisine zarar veriyor ve aslında Atatürk karşılarına koz vermiş oluyorlar. Yapılabilecek en iyi şey, sadece Atatürk ve devrimlerini değil Osmanlı ve daha oncesindeki Türk tarihini gerçekçi şekilde ele almaktır. Yorumunuz için teşekkür ederim, incelemeyi begenmenize sevindim.☺
Kaan kitaba başlarken inceleme yazmayada mı başlıyorsun?? Yeter Yeşim dediğini duyar gibiyim ama sonunu bi türlü getiremiyorum. Paylaşayım da okuyacaklar faydalansın. Eline sağlık 😊😊
Kaan
Gönderi Sahibi
Est.☺ Bir iki kere dediğin gibi yapmıştım lakin bunda yapmadım. Teşekkür ederim.☺