Puan vermedi·248 syf.····Okunma: 23 Ekim 2020 23:58 Yirmi yıl sonra Firuze’sini buluyor Öykü. Sadece yatakhanelerini ve okullarını değil aynı zamanda çocukluklarını, gençliklerini, yalnızlıklarını, dışlanmışlıklarını da paylaşıyorlar. Zaman zaman beraber kabahat işliyorlar bazen de gizlenen sırlara rağmen darılmıyorlar birbirlerine. Lise bitinceye kadar birbirleriyle etle tırnak gibiler, ama sonra Firuze birden ortadan kayboluyor.
Taa ki yirmi yıl sonra Öykü hayatın tüm yükünü sırtlanmaktan bitap düşmüş halde bir kafede oturmuş oğlunu okuldan alma zamanının gelmesini beklerken birden Firuze’yi görüyor karşısında. Hem şaşkınlık hem sevinç. Kızsa mı Firuze’ye yoksa yirmi yıllık habersiz bırakılmanın, özlemin açıklamasını mı istese bilemiyor. Ama Firuze’nin onun ruhunun yaralarına iyi geleceğini düşünüyor sadece.
Hemen bir plan yapıp bir dağ evinde, şömine karşısında, dışarda lapa lapa kar yağarken 20 yılın özlemini ve meraklarını gidermeye karar veriyorlar. Firuze çok istekli olmasa da o da Öykü’nün heyecanına ortak oluyor. Ahh o dağ evi ve orada paylaşılanlar.
Kitabın sonrasını da kitabı okumak isteyenlere bırakalım.
Kitaptaki kurgu olmaması gerektiği kadar gerçekçiydi. Aslında gerçekçi demek bile hoş değil yaşananlara. Çünkü canımızı yakması gereken hayatlara alıştırıldığımız için her an yanı başımızda yaşanması mümkün olaylar gibi, sanki iki yakın arkadaşımın yaşadıklarını dinliyormuş gibi hissettim kitabı okurken. Daha çocukluğundan itibaren özellikle ailelerinin sorumsuzluklarına ve diğer her şeye rağmen hayata dört elle sarılmaya çalışan iki arkadaşımın hikayesi gibi.
Yazarımızın 3. Kitabı “Evvel Bahar” kitabı. İlk kitabı olan “Gitme Gül Yanakların Solar” nüfus mübadelesi konusunu işleyen nefis bir kitaptı. Çok çok sevmiştim, çok beğenmiştim o kitabı. O günden sonra her kitabını heyecanla bekler oldum yazarın. Ve bu kitap da özellikle Öykü ve Firuze’nin hikayeleriyle, o karlar altındaki dağ eviyle ve şimdiki zaman ve geçmiş yıllar arasındaki kurgu gidiş gelişleriyle bana kendini sevdirmeyi başardı.