·64 syf.····Okunma: 03 Haziran 2020 15:40 (Spoiler)
-Platon’un ölümsüz eseri olan Sokrates’in Savunması, 2500 yıllık bir eser olmasına rağmen günümüzde güncelliğini korumaktadır. Bunun nedeni ise, zamanın ötesinde fikirlerden veya olaylardan bahsetmiş olmasıdır ki her dönemde gerçekleşebilecek ve gerçekleşmekte olan bir hadisedir. Bunu anlamak içinde Sokrates’in ve Platon’un yaşamış olduğu dönemden Antik Çağ döneminden bahsetmek yerinde olacaktır.
Antik Çağ Yunan Felsefesi, MÖ 700'lü yıllardan başlayıp Orta Çağ'a (M.S. 500'lü yıllar) kadar uzanan felsefi dönemdir. Batı felsefesinin kendini temellendirdiği dönemdir.
Üç evrede incelenir:
1-Sokrates öncesi dönem
2-Klasik dönem
3-Hellenistik Dönem
Sokrates öncesi dönem
Sokrates'ten önceki filozoflar "Sokrates öncesi düşünürler" olarak sınıflandırılır. Kendilerine doğa filozofları da denen bu filozoflar, evrenin mitolojik ögeler ile açıklanmasının karşısına akla dayalı açıklamalar getirmeye çalışmışlardır.
Klasik ve Hellenistik dönem
Sokrates'ten Büyük İskender'in Savaşlarına (MÖ 335-323) kadar geçen dönem Klasik Yunan Felsefesi, sonrasında Aristoteles ile başlayıp Yeni Platonculuk'a kadar devam eden devir ise Hellenistik felsefe dönemidir.
Yunan felsefesinin ilk döneminde ele alınan temel soru, doğanın nereden geldiği, varlıkların nereden ve nasıl türediği sorusudur. Bu ilk dönemde, Yunan felsefesi doğaya yönelmiş ve doğanın sırlarını açığa vurmaya çalışan bir düşünce çabasına girmiştir. Yani sorularının cevabını doğal olguların yardımı ile izaha çalışmışlardır. Ve bu dönemin -uzun liste oluşturulabilecek filozofları- düşünürleri, Thales, Anaximandros, Pisagor, Elealı Zenon, Heraklitos, Anaksagoras, Demokritos gibi düşünürlerdir.
Doğa filozoflarınının varoluşu bulmaya kafa yormalarınından sonra Sokrates ile beraber, doğa felsefesinin üstüne, ahlak felsefesini koymaya başlamışlardır. Biz neden yaşıyoruz? Nasıl yaşamalıyız? Devlet nedir? İnsan nedir? Toplum nedir? Gibi sorular üzerine yoğunlaşmışlardır. Böylece Felsefe insana yönelmiştir. Yine aynı dönemde, Platon ve Aristoteles gibi filozoflarla, felsefe hem doğanın, hem insanın kavranılmasına yönelir.
Diyebiliriz ki, Sokrates’in doğa filozoflarından sonra yaşam, ahlak ve devlet üzerine kafa yorması sayesinde bugünki Batı Felsefesi oluşmuştur. Çünkü Sokrates, bu gibi konulara kafa yoran ilk kimsedir. Bahsettiğimiz gibi filozoflarda onunla beraber bu varoluş sorunları sonrası bu konuya yönelmişlerdir. Ve bugünki Batı felsefesinin temelleri Sokrates’le atılmıştır.
Sokrates M.Ö. 469-399 yılları arasında Atina' da doğmuş, yaşamış ünlü Antik Yunanlı, bilge filozoftur. Sokrates kendi fikirleri, doğruları sayesinde insanların, varolan sorunların nedeninin bulabileceğine ve çözüm getirebileceklerine inanmıştır. Bu yüzden maddi karşılık beklemeden etrafında bulunan kimselere fikirlerini anlatma, paylaşma gayesi içine girmiştir öyleki para karşılığı ile ders veren Sofistlere karşı çıkmış, onları şiddetle tenkit etmiştir.
Kendisi ve halkının ahlakça olgunlaşması için yaşamını adamıştır. Yaşamı boyunca doğrunun peşinden gitmiş; yararlı olanı aramış ve insanlar ile kurduğu ilişkilerde daima faydalı olduğuna inandığı sohbetlerde bulunmuştur. O’nun felsefi görüşlerini dinlemek, öğrenmek için kendi ülkesinden hatta İtalya’dan filozoflar gelmiştir. Böylece etrafında toplanan bir çok filozofa hocalık yapmıştır.
Sokrates, felsefesinde temel problem olarak; insanı ele alır. İnsanı her şeyin ölçüsü kabul eden sofistlerden, genel bir doğrunun bilinebileceğine dair yaklaşımıyla ayrılır. Hatta kim olursa olsun insanlar arasında hiyerarşik kısıtlamaya aldırış etmeden elinden geldiğince ders verirdi. O, Atina sokaklarında dolaşır ve gördüğü insanlarla ayaküstü de olsa konuşurdu.
Sokrates’in konuşmalarından rahatsızlık duyan bir grup Atinalı kıskançlıkları uğruna, kendisi hakkında asılsız suçlamalarda bulunmaya başlamışlardı. Bunlar Meletos (şair) Lykon (hatip) ve Anytos’dur (Politikacı). O bilge filozofun, gençlerin ahlakını bozduğunu, yoldan çıkardığını, yeni tanrılar yaratıp herkesin inandığı tanrılara inanmadığını, dinsiz olduğunu söylemeye, etrafa duyurmaya çalışmışlardır. Bu gibi söylentiler onun ölüm cezasına çarptırılmasına yol açmıştır. Davasın da af dilemeyi değil fikirlerini savunmayı tercih etmiştir .
Birçoğumuzun bildiği, okuduğu savunmasını yaptıktan sonra, ”Beşyüzler Meclisi” olarak adlandırılan adalet mercii tarafından 220’ye karşı 281 oyla, ölüme mahkum edildi. İnfazının 24 saat içinde gerçeklemesi emredildiği halde, Delos’a gönderilen kutsal geminin 1 ay gecikmesinden dolayı ölümü de ertelendi . Zindanda ölümü beklerken öğrencileri ile sohbetler yapmıştır . Dostları onu kaçırmak için ikna çalışmalarına başlasa da Sokrates’in onlara cevabı, ”Devletin izni olmadan hapishaneden çıkılmaz, meşru bir mahkeme kararına yanlış da olsa uymak gerekir.” oldu.
M.Ö 399 yılında baldıran zehrini içerek ölümünü gerçekleştiren Sokrates, son ana kadar sergilediği onurlu ve ahlaklı tavrıyla ölümsüz bir sembol haline gelmiştir.
Sokrates’in ölümünden sonra, yetiştirdiği öğrencileri onun öğretisini sürdürme çabası içine girmişlerdir. Önceleri Sokrates’in verdiği örneğe bağlı kalarak aralarında serbest konuşmalar yapmışlarsa da daha sonra yavaş yavaş Sokratesçi Okullar meydana gelmiştir. Bu okullardan her biri Sokrates’i kendi anladıkları şekilde yorumlamış ve bu yüzden de birbirlerinden ayrılmışlardır. Ayrılma sonrası meydana gelen okullar:
•Megara Okulu
•Elis-Eretria Okulu
•Kynikler Okulu
•Kyrene Okulu
Bunlara, Sokrates’in öğretisinden yalnızca belli bir kısımını alıp geliştirdikleri için ”Tekyanlı Sokratesçiler” de denir. Buna karşın hocasına tam anlamıyla bağlı kalıp, onun öğretisinin özünü bozmadan bütünüyle geliştirdiği için Platon tam Sokratesçi olarak kabul görmüştür.
Platon, M.Ö. 428-M.Ö 348 yıllarında Atina da doğmuş, yaşamış filozof, matematikçi ve yazardır. Sokrates, Platon'un en yakın arkadaşı, çocukluğundan beri en önemli hocası ve hayatındaki en değerli yol göstericisiydi. Hatta Platon, Sokratesle tanışmasının hayatının dönüm noktası olduğunu söyleyecektir. O, hayatını Sokrates'in felsefelerine adamıştır. Atina'nın demokrasiyi tekrar ele geçirmesiyle politikaya atılmayı düşünen Platon M.Ö. 399 yılında Sokrates'in idamı ile bu düşüncesinden vazgeçip kendini yeniden felsefeye adamıştır.
Sokrates ile ilgili günümüze ulaşan tüm kaynaklar Platon tarafından yazılmıştır ve eserlerini Sokrates'in ağzından yazmıştır.
Bu kitabın yazarı olan Platon, öğretmeni olan Sokrates'in mahkeme tarafından ölüme mahkum edildiği davadaki savunmasını anlatır. Bu metin, gerçek savunmaya uygunluğu tartışmalı olsa da; ilk felsefe metni kabul edilmektedir. Bu eser de, Yaşlı bir bilge olan Sokrates, "gençleri kötü yola ittiği için..." mahkemeye çıkar ve hayatı için yalvarmaz, kaçıp gitmez. Yasalara uyulması gerektiğine her zaman inanmış, savunmasını kendisi üstlenip suçsuz olduğunu her koşulda dile getirmiştir. Ancak cezası değişmemiş, ölüme mahkum edilmiştir. Bu savunması üç bölümlük savunmadır ki kitabın üç bölümü de buna göre düzenlenmiştir.
Sokrates’in davasına 500 civarında yargıç bakmıştır. Suçlular genelde hitabet yetenekleri ile yargıçları etkileyip beraat ederdi. Bu yüzden ağzı iyi laf yapanlar para karşılığı davalılara savunma yazardı. Ancak Sokrates hitabet yerine en iyi bildiği diyalektiği sorgulama yöntemini kullanmıştır.
Bu eser üç bölümden oluşuyor:
İlk bölümde Sokrates, kendini suçlayanlara karşı fikirlerinin suç olmadığını savunur.
Sokrates, kendisini suçlayanları ikiye ayırır: mahkemede suçlayanlar ve "eskiler".
Kendi savunmasını yaptığı bu ilk bölüm eski suçlayıcılarına karşı gelişir. Davayı açan Meletos’un da bu eski suçlayıcıların sözlerine kandığını iddia eder. Sokrates suçlayıcılarının kendisi hakkında şöyle konuştuklarını iddia eder:
“Sokrates hem yerin altındakileri hem de göktekileri araştırır. İşgüzarın biridir. Bu nedenle de suçludur. Başkalarına da aynı şeyleri öğreterek, kötüyü iyiymiş gibi gösterir.”Bu eski suçlayıcılardan sadece komedya yazarı Aristophanes’in adını verir.
Sokrates'e göre Atina’da adının çıkmasının bir sebebi vardır: bilgeliği. Ancak bunu kendini beğenmişlik olarak değil, bir olgu olarak sunar.
Sokrates, Meletos, Anytos ve Lykon’un kendisine kıskançlıkları yüzünden saldırdıklarını söyler. Meletos’un ozanlar, Anytos’un zanaatkarlar ve devlet adamları, Lykon’un ise hatipler adına ona karşı olduklarını belirtir. Eski suçlayıcılara karşı savunmasını bitirdikten sonra şimdi sıra yeni suçlayıcılara gelmiştir. Baş suçlayıcısı Meletos'a yönelik ilk eleştirisini sunar:
“ Ben de ey Atina erleri, Meletos’un ordu bozanlık yaptığını söylüyorum. Çünkü ciddi konuları alay konusu yapıyor, insanları kolayca mahkemeye vermeye kalkışıyor, aslında hiç ilgilenmediği konularda kendini gayretli ve endişeli gösteriyor.”
Bu bölümde sona doğru, Meletos ile soru cevap şeklinde gelişen diyaloga girer. İnsanların hiçbir kötülüğü bilerek yapmadıklarından bahseder.
Sokrates, Meletos ve diğerlerinin yaymış oldukları safsatalar yüzünden ölüme mahkum edilirse, yargıçların büyük bir hata yapacaklarını ve sonradan üzüleceklerini şu sözleriyle açıklar:
“O halde, Atinalılar, size tanrının bir vergisi olan beni mahkûm ederek ona karşı bir günah işlemeyin dediğim zaman, sizin sandığınız gibi kendimi değil, sizi düşünüyorum. Çünkü, gülünç bir benzetme yapmama izin verin; beni öldürürseniz, hem büyük, hem cins, ama büyüklüğünden dolayı ağır ve dürtülmek isteyen bir ata benzeyen devleti yerinden oynatmak için, tanrının başına bela ettiği benim gibi bir at sineğin bir benzerini kolay kolay bulamazsınız. Ben tanrının, devletin başına sardığı bir at sineğiyim, her gün her yerde sizi dürtüyor, uyarıyor, azarlıyorum; peşinizi bırakmıyorum. Benim gibi bir kimseyi kolay kolay bulamayacaksınız. Onun için, size, kendinizi benden yoksun bırakmamanızı öneririm.”
Sokrates, gençleri yoldan çıkarttığı safsatasına karşı, herhangi bir delil, argüman ortaya koyamadıklarını, kendisini suçlayanlara soru cevap yöntemi ile ortaya koyar. Ardından eğer ki gençleri yoldan çıkarıyorsam, neden kendileri benden intikam almak uğraşı içerisine girmediler diye sorar. Ve bu şekilde yalanlarını ortaya çıkarmış olsa da ölüm cezasından kurtulamaz.
Sokrates’in savunma yaparken gözyaşı dökmeyişi, yargıçlara yalvarmayışı, aile fertlerinden herhangi birini mahkeme salonuna getiripte merhamet arayışı içerisine girmeyişi tamamen O’nun erdemliliğini, bilgeliğini ortaya koymaktadır ki kendiside bu konuya mahkemede değinmektedir.
Ve Sokrates az bir oy farkı ile suçlu bulunur. Platon eserde yargıç sayısından veya oy sayısından bahsetmez ancak Sokrates, 30 oy daha almış olsa serbest kalacağını belirtir. Pek çok akademisyene göre hakimlerin oranı 281'e 220'dir ve Sokrates 361'e 140 oyla ölüm cezasına mahkum edilir.
İkinci bölüm de Sokrates, cezalandırılmak yerine ödüllendirilmesi gerektiğini düşünüyor. Ancak yargı kararı verilmiştir: ÖLÜM CEZASI
Bu bölümde Sokrates sözlerine sonuçtan dolayı öfkelenmediğini söyleyerek başlar.
Yalancı Meletos, idam cezası ister; Sokrates ise ceza yerine kendisine Prytaneion’da (Atina'daki önemli konsey binalarından biri) sürekli bedava yemek verilmesini teklif eder. Neden başka bir şey teklif etmediğini ise şu şekilde açıklar: Hapis cezası teklif etmez çünkü bir otorite altında bir köle gibi yaşamak istemez. Para cezasını ödeyemeyeceğini söyler. Sürgünü şiddetle reddeder. Atina’da bile dili yüzünden zor barındığını, gideceği yerlerde de aynı şeyle karşılaşacağını ifade eder.
Son bölümde ise Sokrates belirtilen nedenlerden ötürü ölüme mahkûm edilir.
Sokrates mahkeme karşısında savunmasını yapar. Hayatının geri kalan kısmını felsefeden yoksun veya sürgünde geçirmektense; başlangıçta kimsenin idam etmeyi düşünmediği, sadece susturulması ve af dilemesi hedeflenen filozof, prensiplerine ters düşmeyerek ölümü tercih eder. Veda etmeden söylediği sözler tarihteki yerini alır:
“Ayrılma vakti geldi ve kendi yollarımıza gidiyoruz. Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca tanrı bilir.”
Kitabın sonuna doğru Sokratesin idamını beklerken arkadaşları ile olan sohbetinden bahsedilir. .
Antik Atina’da, bahar aylarında Apollon onuruna kutlanan bayramlara gemiyle bir elçi gönderilirdi. Yasalara göre geminin gidiş-geliş süresi içerisinde ölüm cezalarının infazı yasaktı. Gemi limandan ayrıldıktan 1 gün sonra mahkûm olan Sokrates’in infazı 30 gün gecikmeyle yerine getirildi. Bu süreç içerisinde başta Kriton’un olmak üzere arkadaşları yardımıyla kaçabilme şansı olmasına karşın Sokrates kaçmayı reddetmiş ve yasalara uymuştur. Bu sayede kendi düşünce ve değerlerine aykırı bir tutum sergilememiştir. Bu yaklaşım ve karar Sokrates’in Savunması’nın devamı niteliğinde olan Platon tarafından yazılmış Kriton diyalogunda açıkça sergilenir. Sokrates baldıran zehrini kendi isteğiyle içerek hayatına son vermiştir.
Yapılan incelemede;
1. Dinsizlikle suçlanan Sokrates’in savunmasını iddia edilenin tam aksine dini bir temele oturtması, eleştiren ve sorgulayan bir filozof olarak misyonunu ilahi bir mesaja dayandırması bakımından önem taşır.
2. Mahkeme 1 günde yapılmış olup, sabahtan öğleye kadar olan zaman iddia makamına, öğlenden sonra akşama kadar olan zamanda kendini savunması için Sokrates’e verilmiştir.
3. Mahkeme jürisi üyeleri 500 kişiden oluşmuş, bu kişiler halk arasından durumu iyi olmayanlar içinden ücret karşılığı seçilmiştir. Üyeler içinde elit aydın tabakadan kimse bulunmaması, Mahkemenin istediği doğrultuda istediği gibi karar çıkmasında etkili olmuştur.
4. Sokrates mahkemenin 1 günde yapılmasının adil olmadığını, bir günde isnat edilen bu suçlara karşı insanın kendini savunamayacağını ancak 2,3 gün lük bir zaman dilimi içinde kendini savuna bileceğini beyan etmiş ve bu mahkemenin adil bir yargılama yapmadığını dile getirmiştir