Körburun’dan sonra elbette müthiş bir heyecan ve beklentiyle başladım. Gayet de sürükleyici bir kitap. Ömer’in lise yıllarından yani 1995ten 2019a uzanan bir hikaye. Arkadaşları, aile ilişkileri, aşkı, sevgisi, işi, karakteri vs pek çok yönüyle tanıyoruz Ömer’i, -sevdiği kitaplara kadar hatta- Tabii ki bu tarihlerde yaşanan toplumsal olaylara da değiniliyor. Kitabın tanıtımında öne çıkan “öfke” temasını çok başka tahayyül etmiştim böyle sanki hödödö bi karakter olacak sürekli vur kır parçala şeklinde ama öyle düz bir anlatım değildi. Ömer’in öfkesinin şekli, nelere öfkelendiğini bunun temelinde neler yattığını ve hayatına nasıl bir etkisi olduğunu okuduğunuzda göreceksiniz zaten, yazarın bunu çok irdelemeden sevgili okur sen düşünme bak burada zaten düşünülmüşü var diye bize sunmaması benim hoşuma gitti. Bazı üstü kapalı yerler vardı. Bazıları daha derine inmek, daha fazla ayrıntı görmek ister belki yüzeysel gelir ama benim kafamda karakter çok güzel oturdu. Öyle ki kitap sanki canlı biriymiş gibi hissettim okumuyorum da beraber vakit geçiriyoruz sanki. Bilmiyorum anlatabildim mi ilk kez yaşıyorum ben de bu hissi. Yine hiç bitmesin istedim zaten okurken hiç bitmeyecek gibi geliyor. Ve sonu, sonunda Ömer’in kurduğu cümleyle sanki yerine oturmayan bir parça vardır zorlarsın ve bi anda çat diye tam olması gerektiği yere oturur ya hiçbir boşluk kalmadan. Evet tam olarak bu ifade: boşluk kalmadan öyle ki hiçbir şey sızmayacak bile birleştiği yerden. Öyle bir cümle olmuş. Ben sevdim. Tavsiye ederim.